Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali’ye göre Kızılay’daki
değişimi gösteren iki dönem var: UÖ ve US! Yani Uğur Dündar’dan önce ve Uğur
Dündar’dan sonra. 1999 Marmara Depremi’nde yetersiz kalınca eleştiri
bombardımanına tutulan, ardından Uğur Dündar’ın depolarına yaptığı baskınla
çağın ne kadar gerisinde kaldığı ortaya çıkan Kızılay, bugün afetle mücadelede
çok daha iddialı. Halk tarafından bir devlet kurumu gibi algılanan Kızılay
aslında bir dernek. 185 üyeli Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu’nun
da yönetim kurulu üyesi olan Kızılay yeniden yapılanma atağıyla eski tek
kullanımlık battaniyelerini bile uzun ömürlü polar battaniyelere çevirmiş.
1999 depremi Türk Kızılay’ı için kurumsal anlamda büyük bir
deprem oldu. Kurumun kendini yenileyemediği gerçeği, Uğur Dündar’ın Arena
programında yaptığı baskın sonucu, depolarının içler acısı halinin görülmesiyle
ortaya çıkmıştı. Ardından kurum içi yolsuzluk dosyaları kamuoyunu oyaladı.
Sonunda yönetim kurulu hükümet tarafından görevden alındı yerine
Cumhurbaşkanının imzasıyla 2004’te 30 kişilik yeni bir merkez heyeti atandı. Bu
heyetten yönetim kurulu seçildi ve Tekin Küçükali 2005 Nisan ayında Genel Başkanlık
görevine başladı.
Eski Genel Başkan Ertan Gönen mahkeme kararıyla görevine iade edildi, bu karar
uygulanmadı, başbakan, içişleri bakanı ve Ankara Valisi aleyhine açtığı
tazminat davasını da kazandı. Ancak Tekin Küçükali, geçmişle ilgilenmiyor,
geleceğe bakıyoruz diyor. Son iki yılın Kızılay’ın sıçrama dönemi olduğu
konusunda ısrarlı: "Uğur Dündar’ın programına bakarak ’Türk Kızılay’ı iyi
işler yapmamış’ dedik. O eleştirilerden sonra görevi aldığımda kamuoyunda hiç
de iyi bir görüntümüz yoktu ama bu bizi yıldırmamalıydı. Bugün Berlin Kızılhaç
Genel Başkanı’yla ortak protokol yaptık. Ankara’da küçük bir çadır fabrikamız
var, onlara çadır satacağız." Kızılay Uğur Dündar’ın yaptıklarından o
kadar memnun ki "kurumun yeniden yapılanmasına katkılarından dolayı"
Dündar’ı geçen ay onur üyesi yaptılar, plaket verdiler.
DÜĞÜN, SÜNNET YAPTIK
Kızılay’ın Türkiye’de 658 şubesi, 4 bin 500 profesyonel çalışanı var. 11 bin
fahri yöneticisi, 400 bine yakın üyesi bulunuyor. Gönüllü sayısı ise 1 milyon
175 bin. Türkiye’nin en büyük ve en eski (1868’den beri) sivil toplum örgütü
olduklarını söyleyen Küçükali, afetle mücadelede 1999’dan beri çok yol
aldıklarını öne sürüyor: "Son sellere anında müdahale ettik. Sadece
Batman’a 7,1 milyon YTL harcadık. Kurduğumuz çadırlarda insanlarımızın
düğünlerini, sünnetlerini bile yaptık."
Küçükali, Kızılay’ın bugün Kızılay Kızılhaç Federasyonu’nda yönetim kurulu
üyesi olduğunu, yardım alan değil veren kuruluş haline dönüştüğünü belirtiyor.
Kızılay 58 ülkeye yardım taşıyor. Lübnan, Filistin ve Sudan Darfur bunların
başında geliyor. "Sudan Darfur’daki sahra hastanesi, George Bush’un bile
dikkatini çekti" diyor, Küçükali. "Bosna’da seralar, yanına da
çadırlar kurarak insanlara ne ekip biçeceklerini, nasıl satacaklarını
öğrettik."
BAĞIŞLAR İNTERNETTE
Kızılay felaketlerde büyük bağış kampanyaları düzenliyor, Kızılay maden suyu,
paralı hizmet veren tıp merkezleri ve kendisine bağışlanan bazı mülklerin
kiraları gibi gelirlere de sahip. Yıllık bütçesi yaklaşık 800 milyon dolar.
Altı ay önce değiştirdiği tüzüğe başkanın altı yıldan fazla görevde
kalamayacağı, hesapların bağımsız denetim kuruluşlarınca denetlenmesi gibi
hükümler konuldu. Herkesin üye olması mümkün hale getirildi. Küçükali,
"Artık e-kızılay oluyoruz. Bağışçılar bize bağışladıkları her şeyin
nerelerde tutulduğunu ve nerelerde kullanıldığını internet üzerinden görecek.
Yazılım başladı, 2008’de hayata geçecek" diyor.
Şu anda Kızılay, Türkiye’nin en büyük özürlü çocuklar rehabilitasyon merkezini
kuruyor. Bir bağışçı 40 dönüm yer bağışladı, bir başka bağışçı 7 milyon
dolarlık bina ve donanımı yapacak. Bir başka proje de 81 ilde kan birimleri, 13
bölgede de kan merkezi kurmak. Projenin 2008 sonundan itibaren Türkiye’deki kan
sorununu çözmesi bekleniyor.
ÇADIRLARIMIZ BAL DÖK YALA KIVAMINDA
Çadırlarımız bal dök yala denecek kadar yeni. Verdiğimiz çadırların büyük
kısmını geri almıyoruz. Yeni bir model sunuyoruz, Kızılay obaları kuruyoruz.
Çelik afet evleri dediğimiz beş yıl dayanıklı evler yapıyoruz. Bunların kileri,
ocağı, duşu var, -22 dereceye kadar vücut ısısıyla içinde kalınabiliyor.
KEMENÇEYLE İSTİKLAL MARŞI ÇALDIRDI
Tekin Küçükali, 1945’te babasının işi dolayısıyla bulunduğu Ağrı’da doğdu.
Sürmeneli bir ailenin oğluydu. Küçük yaşta babasını kaybettiği için ilkokul, ortaokul ve liseyi çalışarak tamamladı. Ticarete atıldı, yöneticilik yaptı. Kar
Gıda’dan genel müdür olarak emekli oldu. MHP ile başlayan siyasi yaşamına 12
Eylül’den sonra Adnan Kahveci’nin teşvikiyle ANAP’ta devam etti. ANAP İstanbul
İl Başkan Yardımcısı oldu. Bu arada Avrasya Bir Vakfı’nın kurucu üyesi,
Karadeniz Dernekleri Birliği başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Bu dönemde
çocukluk hayalim dediği kemençeyle İstiklal Marşı çalınması projesini 24 Şubat
1996’da gerçekleştirdi. Abdi İpekçi Spor Salonu’nda Trabzon’un kurtuluş günü
etkinliklerinde, 30 kemençe ve iki meydan davuluyla 20 bin kişi İstiklal
Marşı’nı söyledi. Sivil toplum örgütlerinde çalışırken Kızılay ile ortak bazı
projeler sayesinde tanıştı ve 1990’ların başında üye oldu. Evli, üç çocuğu ve
üç torunu var.
NEW YORK TIMES’TAN ÖVGÜ
Kızılay tsunamiden sonra Endonezya’nın Banda Aceh eyaletinde 1053 konut, dört
okul yaptı. Bunlardan Mustafa Kemal Atatürk Lisesi, eyaletin en büyük okulu. New York Times’ta,
geçen yıl temmuz ayında Endonezya’da tsunamiden 19 ay sonra uluslararası yardım
gruplarının inşaatlarıyla ilgili sorunlara yer veren bir haber yayınladı. Haberde
tüm olumsuz örnekler sıralandıktan sonra sadece Türk Kızılay’ının tuğla
evlerinde yaşayanların ne kadar memnun olduğu yazılıyordu. Lampuuk’ta yaşayan
inşaat işçisi Khairuman ve eşi Suginah, mavi çinili ve küvetli banyolarını
göstererek, "Türk Kızılay’ı bize iyi kalite sundu" diyor, Kızıla’yı
mühendisi Ali Peköz’ün de görüşlerine yer veriliyordu.
BAYRAK ÇALINMASINA GÖZ YUMDUK
Pakistan depremi oldu ve oraya ilk giden bizdik. 11 bin çadır kurduk. 100 bin
insana aylarca baktık. Kamplarımız askeri disiplin içindedir ama yine de her
kampta hırsızlık olur. Kamplardaki cılız insanlar, izinli çıkarken çok şişman
gözüküyorlardı. Anladık ki 5’er 10’ar Türk bayraklarını sarıp götürüyorlarmış.
Muzafferabad’da gördük ki her iki evden birinde Türk bayrağı var. Biz de bayrak
bittikçe gönderdik. Çalınmasına da göz yumduk açıkçası.
BUDİST TAPINAĞI YAPTILAR
26 Aralık 2004’teki Güney Asya depremi ve tsunami felaketinde Kızılay,
Endonezya ve Sri Lanka’ya gitti. Kampanyalarda 40 milyon dolara yakın para
toplanmıştı. Sri Lanka’da Midigama isimli bir Türk köyü kuruldu. Burada Zübeyde
Hanım adlı bir anaokulu, sağlık ocağı, 22 dükkan ve bir toplum merkezi var.
Bağışçıların isimleri sokaklara verildi. Toplum merkezinin ismini halk Osmanlı
Konağı koydu. Küçükali "İkinci Selim döneminde Banda Aceh Sultanı’nın
çağrısı üzerine korsanları yenmek için gönderilen Osmanlı askerlerinin bir
bölümü burada kalmış. Osmanlı orada çok iyi biliniyor" diye anlatıyor.
"Budistler bize gelip yıkılan tapınaklarını yapmamızı istediler. Çok güzel
bir tapınak yaptık." Kızılay, Midigama’da köye traktör aldı, su arıtma
tesisi yaptı. Küçükali evlerin teslim töreninde çok duygulandıklarını söylüyor:
"Midigama belediye başkanı bize Müslümanlarla Budistler ilk kez aynı
töreni paylaşıyoruz, dedi. Törende budistler kendi dualarını ettiler, bir de
imam geldi Kuran okudu."
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?