Hırs'mı Akıl'mı
Futbolda başarının temel unsurlarından biri hırstır. Ancak hırs kadar önemli olan bir başka unsur daha vardır: Akıl.
Aslında hayatın her alanında olduğu gibi futbolda da hırs, aklın önüne geçmemelidir. Başarı; duygularla değil, doğru zamanda doğru kararlar verebilmekle gelir.
Geçtiğimiz hafta yönetimin hırsı aklının önüne geçince işler rayından çıktı. Ancak Sivas maçında futbolcularımız ve teknik heyetimiz akıllarını hırslarının önünde tuttular. Bu nedenle ortaya daha net, daha anlaşılır ve daha olumlu bir tablo çıktı.
Çünkü akıl, Allah’ın insana verdiği en büyük nimetlerden biridir. Onu yerinde ve doğru kullananlar, uzun vadede mutlaka kazanırlar. Bu anlayış süreklilik kazandığında ise başarı da beraberinde gelir.
Trabzonspor’un bu anlamda istikrar abidesi olmuş birkaç futbolcusu var. Bugün onlardan birinden bahsetmek istiyorum.
İsmi gibi Onur, soyadı gibi Kıvrak...
Çevik mi? Çevik.
Kabiliyetli mi? Tartışılmaz.
Yaşına ve şöhretine rağmen şımarık mı? Asla.
Bulunduğu mevkiden takımına güven veriyor mu? Hem de güçlü bir şekilde.
Karşı karşıya kaldığı her futbolcunun kafasını karıştırabiliyor mu? Elbette.
Ben eminim ki hiçbir futbolcu, ama hiçbir futbolcu, Onur Kıvrak ile karşı karşıya kalmayı kolay bir iş olarak görmez. Çünkü onun karşısına çıkan her oyuncu, sahip olduğu karizmayı birkaç saniye içinde kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.
Bugün Trabzonspor kalesinde sadece bir kaleci değil, aynı zamanda bir karakter durmaktadır.
Buradan gönülden seslenmek istiyorum:
Onur, Allah seni kem gözlerden, hasetten ve gururdan korusun.
Trabzonspor forması altında sergilediğin mücadele ve duruş, genç futbolcular için de önemli bir örnektir.
Diğer futbolcularımızla ilgili düşüncelerimizi de önümüzdeki haftalarda paylaşmaya devam edeceğiz.
Sevgili okurlarım,
Bizim köyümüzde çok sevdiğimiz, saf ve temiz kalpli bir ağabeyimiz vardı.
Yaşı gelmiş, hatta evlenme çağı da geçmek üzereydi. Kendisine uygun bir eş aranıyor ama bir türlü bulunamıyordu.
Rahmetli nenesi ise çeşitli bahanelerle evlilik işini sürekli erteliyordu.
Köylüler de fırsat buldukça takılırdı:
— Senin yaşıtlarının çocukları oldu. Sen hâlâ bekliyorsun.
Bu baskılar artınca nene de torununun gün hesabı bilmediğini düşünerek:
— Aslan oğlum, on gün sonra seni evlendireceğim, derdi.
Konu o gün için kapanırdı.
Arkadaşları ise işin peşini bırakmaz:
— Nenen ne dedi?
— On gün sonra evleneceğim, derdi.
Bir gün arkadaşları ona on tane mısır tanesi verirler.
— Her sabah kalkınca bir tanesini pencereden dışarı at. Mısırlar bitince on gün geçmiş olacak, derler.
Bizim saf arkadaş da söyleneni harfiyen yapar.
On gün sonra arkadaşları gelir:
— Mısırlar bitti mi?
— Bitti.
— O zaman git sor bakalım düğün ne zaman olacak?
Bunun üzerine bizimki evin karşısındaki yamaca çıkar ve bütün köyün duyacağı şekilde bağırır:
— Ula nene! Yeter bana yaptıkların! On gün kaç gündür?
Ben de bugün ilgililere aynı soruyu sormak istiyorum.
Trabzonspor’un işleri de nene ile torunun hikâyesine dönmesin.
Sürekli ertelenen projeler, bitmek bilmeyen vaatler, yarına bırakılan çözümler...
Bir gün gelir taraftar da dönüp aynı soruyu sorar:
"On gün kaç gündür?"
Beklemek başka şeydir, oyalamak başka şey.
Trabzonspor camiası artık oyalanmaktan yorulmuştur.
Sağlıcakla kalınız...
Tekin KÜÇÜKALİ
Bu yazı daha önce TAKA Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?