Ahlaksız Kim - 14
Sevgili okurlarım,
Köşe yazılarımın altına birbirinden güzel mesajlar gönderiyorsunuz. Kimi zaman birkaç satırlık bir yorum, sayfalarca anlatılabilecek anlamlar taşıyor. Bu samimi katkılarınız hem beni mutlu ediyor hem de yazılarımın yönünü belirlememde yardımcı oluyor.
Elbette gelen bütün mesajlara yer vermek isterim. Ancak bunun mümkün olmadığını sizler de takdir edersiniz. Bugün, yazı dizimize katkı sunan iki değerli okuyucumun görüşlerini paylaşmak istiyorum.
“Ahlaksız Kim?” başlıklı yazı dizimizle ilgili okurlarımızın yaptığı tespitler oldukça dikkat çekici.
Bakınız, Sayın Yurdakul Yurtseven, futboldaki ahlak sorununa nasıl yaklaşıyor:
“Sülün Osman kim mi? Belki de tarihin kaydettiği ülkemizin en sempatik dolandırıcısı. Mezardan kalkıp bugünkü yolsuzlukları görse utanırdı. Belki de şöyle derdi:
Yüz ola insanda utanmak için,
Ruh ola insanda namus için,
Vicdan ola insanda arlanmak için,
İnsan olmak lazım anlamak için...”
Futbolda yaşanan ahlaksızlıkları anlatan bundan daha güçlü bir yorum yapmak neredeyse mümkün değil. Benim uzun uzun izah etmeye çalıştığım mesele birkaç satırda özetlenmiş.
Bir başka okuyucum ise konuya farklı bir açıdan yaklaşmış:
“Sayın Küçükali, bu yazınızı okuyunca aklıma ilk gelen şey bugünkü yöneticilerin taraftarla nasıl oynadığı oldu. Transfer döneminde her gün yeni isimler ortaya atıldı, taraftar umutlandırıldı. Bu taraftara yazık değil mi? Bu nasıl yönetim anlayışıdır?”
Gerçekten de üzerinde düşünülmesi gereken bir soru.
Takımın ihtiyacı olsun ya da olmasın bir futbolcu transfer ediliyor. Taraftar daha ilk günden onu bağrına basıyor. Tribünler:
‘Özer Hurmacı, Özer Hurmacı, Trabzon’un çocuğu Özer Hurmacı!’
diye inliyor.
Şu samimiyete, şu sahiplenmeye bakar mısınız?
Allah aşkına, böyle bir taraftar aldatılır mı?
Bu taraftara yanlış yapılır mı?
Yapanlar dönüp aynaya bakmalı, kendilerini hesaba çekmelidir.
Çünkü aynaya bakmayı bilmeyenleri, kendini sorgulamayanları gün gelir taraftar sahada rezil eder.
Futbolu yanlış yönetip ardından faturayı taraftara kesmek kimsenin hakkı değildir.
Trabzon’da futbol adına nelerin yapılıp nelerin yapılmadığını herkes çok iyi biliyor.
Kimse unutmasın ki; yalancılığın ve ikiyüzlülüğün ömrünün en kısa olduğu şehirlerden biri Trabzon’dur.
Kim bu şehir üzerinden menfaat elde etmişse bilsin ki, kızgın demiri boğazına soksa daha az zarar görürdü.
Çünkü günümüzün en büyük imtihanı, paraya karşı ahlaklı kalabilmektir.
Ne yazık ki futbolun ürettiği para söz konusu olduğunda da aynı ahlaki zaaflarla karşılaşıyoruz.
Belki hepimiz izlemedik ama geçtiğimiz hafta oynanan derbide yaşanan bir olay, bu yazı dizisinin konusu açısından oldukça önemliydi.
Maçın 54. dakikasında bir futbolcu, hakemin yanına giderek verilen kararın yanlış olduğunu söyledi. Karar kendi takımı lehineydi ama futbolcu, topun rakibe değil kendisine çarptığını ifade etti.
Hakem futbolcunun elini sıktı, teşekkür etti ve kararını değiştirdi.
İşte ahlak budur.
İşte sporun özü budur.
Futbolcu, profesyonellik adı altında yapılan sahtekârlıklara karşı güzel bir örnek sergiledi ve herkesin takdirini kazandı.
Ancak aynı maçta, aynı takımın başka bir oyuncusu karşılaşma sonunda taraftarlara dönerek kabul edilemeyecek hareketlerde bulundu.
Adeta beden diliyle küfretti.
Şimdi soruyorum:
Bu futbolcuya çok para ödendi diye...
İyi futbolcu diye...
Yaptıkları görmezden mi gelinecek?
Yabancı futbolcuların hem bizim paramızı alıp hem de değerlerimize saygısızlık etmelerine artık dur diyecek bir tane ahlaklı futbol yöneticisi kalmadı mı?
Şimdi bütün bunlardan sonra dönüp tekrar soralım:
Ahlaksız kim?
Ahlaksız olan taraftar mı?
Eğer taraftar ahlaksız olsaydı, takımı aleyhine doğruyu söyleyen futbolcusunu yuhalar, alkışlamazdı.
Demek ki mesele taraftarda değil.
Belki zaman zaman taraftarın kafası karışıyor.
Ancak bir konuda hiç şüphem yok:
Taraftar, ahlaksızları çok iyi tanıyor.
Ve zamanı geldiğinde de gereken cevabı vermeyi biliyor.
Kalın sağlıcakla...
Tekin KÜÇÜKALİ
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?