Ahlaksız Kim - 13


24.Haziran.2026  |   21 Görüntülenme    |      |  


Sevgili okurlarım,

Konu taraftar olunca, yazı dizimiz de uzadıkça uzuyor. Çünkü işlenmesi gereken, anlatılması kaçınılmaz olan pek çok konu var. Elbette hepsine yer verebilmek mümkün değil. Zira yazıların sıkıcı olmasından her zaman endişe ederim.

Ancak bütün olumsuzluklara rağmen “yazmaya devam” diyerek yol almaya çalışıyoruz.

Bugünkü yazıma da iki değerli okuyucumun yorumlarıyla başlamak istiyorum.

Birisi Sivaslı.

Fenerbahçeli olmasına rağmen, Trabzonspor’un kupasının sadece şike ile alınmadığına, açıkça gasp edildiğine inanan; yürekli, bilgili ve eğitimli bir Anadolu insanı.

Taka Gazetesi’nde yazmaya başladığım günden beri yazılarımı takip eden ve 3 Temmuz'dan bu yana:

“Adalet yerini bulmalı, kupa Trabzonspor’a verilmelidir.”

çığlığını duyurmaya çalışan bir dostumuz.

Bakınız Sayın Bozkurt Kurtekin ne diyor:

“Sayın Tekin Küçükali,

Emeğinize, fikrinize ve görüşlerinize sağlık.

Lakin bir çukurdan ses geldi. Kısa süre önce ‘Bu milletin a..... koyayım’ diyen o yaratılmışa ben çukur diyorum. Çünkü başka bir ifade bulamıyorum.

Buna karşı Türk Milleti ne dedi, ben duyamadım.

Sokakta birisi bize böyle küfür etse neler yaşanabileceğini düşününce, bu kadar ahlaksızlığa sessiz kalınmasını anlayamıyorum.

Ahlaksızı arayan Türk Milleti’ne bir şiirle kendisini hatırlatmak isterim...”

Ve ardından merhum Necip Fazıl Kısakürek'in meşhur dizelerini paylaşıyor:

Siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kaf Dağı'nı assalar belki çeker de bir kıl,
Bu ifritten sualin kılını çekmez akıl...

...

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya,
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya.

Bir başka okuyucum ise Ankara’dan yazıyor.

Sayın Zafer Hamaloğlu şöyle diyor:

“Tekin Bey, yazınızı okudum ve çok beğendim.

Ben Ankara’da yaşayan bir makine mühendisiyim. İmkânlarım ölçüsünde Trabzonspor’un lisanslı ürünlerini almaya çalışıyorum.

Ayrıca Sayın Turgay Beşyıldız’ın aracılığıyla bir kombine satın alıp Trabzon’da yaşayan bir taraftara hediye ettim.

Bunu övünmek için söylemiyorum. Lütfen yanlış anlamayın.

Ben her zaman takımım için ne yapabilirim diye düşünüyorum.

Uzun yıllar şampiyon olmasa da Trabzonspor sevgimden hiçbir şey eksilmez.

Tekin Bey, lütfen takımın dinamiklerini harekete geçirmede öncülük edin. Takımımız ayağa kalksın. Artık bizim de yüzümüz gülsün.

Takımımız bu haldeyken bile 6 yaşındaki kızım:

‘Baba, kreşteki bütün kızları Trabzonsporlu yaptım.’

diyor...”

Uzun bir mesaj...

Belli ki çok dertli.

Ama aynı zamanda çok samimi.

Ben buradan Sayın Zafer Hamaloğlu’na yürekten teşekkür ediyorum.


Sevgili okurlarım,

Yüzlerce yorum arasından yalnızca iki tanesini sizlerle paylaşabildim.

Çünkü taraftar çok önemlidir.

Çünkü taraftar çok kıymetlidir.

Öylesine mesajlar verir ki, onları anlatabilmek için bazen sayfalar yetmez.

Mesela bir futbolcu oyundan alındığında tribünlerin verdiği mesaja bakın.

Eğer kötü oynamışsa ıslıklanır.

Aynı tribünler zaman zaman hakemi de ıslıklarla uyarır.

Yetmez, futbolcuyu da uyarır.

Takım kötü yönetiliyorsa başkanı ve yöneticileri de aynı şekilde istifaya davet eder.

Ama iyi ve centilmence mücadele eden futbolcuyu, kendi takımından olmasa bile alkışlamayı bilir.

Eskiden daha çok görürdük.

İyi oynayan rakip takım bile tribünlerden alkış alırdı.

Özellikle Trabzonspor taraftarı, futbolu anlık analiz eden yapısıyla bunu çok sık yapardı.

Kendi futbolcusu sahada mücadelesini vermişse, hangi sebeple oyundan çıkarsa çıksın onu alkışlayarak uğurlardı.

Takımı için ter döken, taraftarını mutlu eden oyuncuya ayakta alkışlarla teşekkür ederdi.

Bordo-mavi renklerin ne kadar büyük bir anlam taşıdığını ise binlerce kişinin aynı anda haykırdığı tezahüratlarla gösterirdi.

Futbolcu da bunun karşılığında formayı öper, armaya olan bağlılığını ifade ederdi.


Hakemlerin göremediğini tribünler çoğu zaman anında görür.

Bir anda yükselen uğultularla hakemin dikkatini çeker.

Taraftarın hafızası son derece güçlüdür.

Yıllar önce takımı hakkında söylenmiş olumsuz bir sözü bile unutmaz.

O futbolcu sahaya çıktığında ona geçmişte yaptığını mutlaka hatırlatır.

Moralini bozacak her türlü psikolojik baskıyı uygulamaya çalışır.

Çünkü taraftar sadece izleyen değildir.

Taraftar oyunun içindedir.

Taraftar futbolun ruhudur.

Taraftar futbolun dilidir.

Hem de futbolun en ahlaklı ve en nazik dilidir.

Taraftar, futbolda adalet duygusunun canlı kalmasını sağlayan kitledir.

Hülasa-i kelam;

Taraftar futbolun barış dilidir.

Onunla oynanırsa, futbolda ne adalet kalır ne de ahlak.

Kalın sağlıcakla...

Tekin KÜÇÜKALİ

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?