Ahlaksız Kim - 8


24.Haziran.2026  |   23 Görüntülenme    |      |  


Belki de teşhisi en baştan koymak gerekir:

Futbolda ahlaksızlığın temel kaynağı aşırı kazanma hırsıdır.

Sonuca odaklanmaktır.

Geçmişte hep birlikte gördük ki bazı takımlar hatalı penaltılarla, yanlış kararlarla sayısız maç kazandı. Elbette futbol kazanmak üzerine kurulmuş bir oyun gibi görünür. Ancak futbol aynı zamanda bir temaşa sporudur. Rekabete heyecan ve keyif katan da budur.

Ne var ki zaman içerisinde “kazanmak” kavramının anlamı değişti.

Bugün futbolun merkezine başarıdan çok para yerleşmiştir. İşte ahlaksızlığı meşru gösteren, seyirciyi tahrik eden ve futbolun ruhunu zedeleyen anlayış da budur: Daha fazla para kazanmak.

Artık birçok kişi için maç kazanmak, güzel futbol oynamak ya da seyirciye keyif vermek nihai amaç değildir. Nihai amaç para olmuştur.

Şimdi gelin, futbolun içinde yer alan aktörleri tek tek değerlendirelim. Futboldan para kazananlarla futbola para harcayanları ayıralım.

Futbolculara bakıyoruz. Oynuyorlar, para kazanıyorlar. Oynamıyorlar, yine para kazanıyorlar. Çünkü profesyonel sözleşmeleri onları güvence altına alıyor. Hatta zaman zaman sahadaki mücadeleyi bile farklı hesaplarla değerlendirenleri gördük.

Hakemlere bakıyoruz. Büyük ölçüde alacakları ücretlere odaklanmış durumdalar. Bazılarının hak ettikleri dışında çeşitli ilişkiler ve hediyelerle anıldıklarına da şahit olduk.

Yöneticiler ise kazandıkları ya da kaybettikleri maçların mali hesaplarını yapıyorlar. Onlar için her karşılaşma adeta bir ihale gibi.

Federasyon yöneticilerine bakıyoruz. Çoğunun futbolla doğrudan bir geçmişi yok. Kimi iş insanı, kimi avukat, kimi sanayici. Elbette bunların meslekleri kıymetlidir. Ancak futbolun yönetiminde bulunan insanların futbolla kurdukları bağ da son derece önemlidir.

Futbol medyası da geçimini futboldan sağlayan büyük bir yapı hâline geldi. İçlerinde işini hakkıyla yapan, futbolu heyecan ve keyif yönüyle anlatan değerli isimler var. Ancak genel tabloya baktığımızda burada da profesyonellik adı altında para merkezli bir düzen kurulmuş durumda.

Menajerlere gelince...

Onlar zaten futbol ekonomisinin en hareketli aktörleri. Futbolcu ile kulüp arasında dolaşan, transferlerden pay alan, futbolun mali trafiğini yöneten insanlar.

Teknik heyetler ise çoğu zaman bütün bu ekonomik düzenin içerisinde futbolu şekillendirmeye çalışıyor.

Burada geçmişte aynı takımın formasını giymiş, sonrasında teknik adam olmuş iki farklı ismin açıklamaları dikkat çekiyor.

Trabzonsporluluğundan şüphe duymadığımız, futbolculuğunu takdir ettiğimiz ve insan olarak sevdiğimiz Hami Mandıralı bir dönem şöyle demişti:

"Bizi sevenler yanımızda, sevmeyenler bu mutluluktan mahrum kalıyor. Taraftar bazında yeterli desteği alamadık."

Diğer tarafta ise Sergen Yalçın farklı bir yaklaşım sergiliyordu:

"Futbolcuların alın teri verilmedikçe benim para almam söz konusu olmaz."

İşte taraftarı motive etmek, futbolcuyu mücadeleye teşvik etmek bazen böyle sözlerle mümkün olur.

Bazı sözler tribünleri doldurur.

Bazı sözler ise tribünleri boşaltır.

Bir takımın 22 bin kişilik stadında yalnızca birkaç bin seyirci kalıyorsa, bunun sebeplerini iyi düşünmek gerekir.

Gelelim diğer teknik adamlara...

Fatih Terim zaman zaman büyük hedeflerden, büyük projelerden bahseder. Ancak Türk futbolunun ihtiyaç duyduğu şey yalnızca söylemler değil, sürdürülebilir başarılar ve yeni değerler üretmektir.

Mustafa Akçay ise çalışır, mücadele eder, çabalar. Sonuç almak için uğraşır. Kulübünün geleceğini düşünür. Ancak çoğu zaman şartların ağırlığıyla mücadele etmek zorunda kalır.

Özetle...

Futbolda birçok kişi profesyonellik adı altında para kazanıyor.

Kimi meşru yollarla, kimi tartışmalı yöntemlerle.

Peki futbola para harcayan kim?

Taraftar.

Bilet alan, forma alan, deplasmana giden, yağmurda çamurda takımının peşinden koşan kişi.

Yani sadece taraftar.

Peki bütün bu ekonomik düzen karşılığında taraftara ne veriyoruz?

Futbol mu?

Heyecan mı?

Adalet mi?

Yoksa tartışmalar, gerilimler ve bitmeyen hesaplar mı?

Sizce böyle bir manzaradan ahlak çıkar mı?

Böyle bir düzenden küfür ve şiddet doğmaz mı?

Kalın sağlıcakla...

Tekin KÜÇÜKALİ

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?