Ahlaksız Kim - 7


24.Haziran.2026  |   20 Görüntülenme    |      |  


Sevgili okurlarım,

Yaklaşık iki aydır tribünlerimizde yaşanan küfür, şiddet ve benzeri ahlaksızlıkları ele alıyorum. Bu olayların kökenine inmeye, görünenin arkasındaki sebepleri ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Aslında cevap aradığım temel soru şudur:

Ahlaksız kim?

Şimdiye kadar ulaştığım en önemli sonuç, tribünlerde gördüğümüz birçok davranışın sebep değil, sonuç olduğudur. Seyircinin tavır ve tepkileri çoğu zaman sahada ve saha dışında yaşananların bir yansımasıdır.

Altı haftadır çeşitli sorumlu gruplardan söz ettim. Bu hafta ise bu halkaya teknik direktörleri ve teknik heyetleri eklemek istiyorum.

Normal şartlarda stadyumdaki gerilimi düşürmesi gereken en önemli aktörlerden biri teknik direktörlerdir. Futbolcu ya da hakem kaynaklı bir gerginlik yaşandığında, bu tansiyonu düşürecek olan ilk kişi kenar yönetimidir.

Ancak ne yazık ki çoğu zaman bunun tam tersini görüyoruz.

Bir futbolcu kendini kolayca yere bırakıyor, hakemin kararıyla tribünler ayağa kalkıyor. Böyle bir durumda futbolcusuna “Ayağa kalk, oyuna devam et” diyen kaç teknik adam gördünüz?

Tam tersine, birçok teknik adam saha kenarına kadar koşuyor, abartılı hareketlerle itiraz ediyor, gerginliği artırıyor. Sonuçta herkes bu oyunun bir parçası hâline geliyor ve olan yine hakeme ve taraftara oluyor.

Küfür yükseliyor, öfke büyüyor, şiddet ortamı oluşuyor.

Oysa teknik direktörlerden beklenen; daha sakin, daha ağırbaşlı ve daha dürüst olmalarıdır.

Çünkü onlar artık futbolculuk dönemlerini geride bırakmış kişilerdir. Sahada koşan, yorulan ve duygularına hâkim olmakta zorlanan futbolculardan farklı olarak, olaylara daha sağlıklı bakabilecek konumdadırlar.

Bu nedenle sahadaki gerilimden ve ortaya çıkan ahlaksızlıklardan birinci derecede sorumlu olduklarını düşünüyorum.

Gelin görün ki maçın kaybedileceğini hisseden birçok teknik adam, son düdük çalmadan önce adeta aklını kaybediyor.

Futbolcuyu tahrik ediyor.

Tribünleri geriyor.

Hakemi baskı altına almaya çalışıyor.

Böylece kendi başarısızlığını da yöneticilerin başarısızlığını da görünmez hâle getiriyor.

Üstelik maç sonrasında bir de basın toplantısı var.

Saha kenarında yaptığı yanlışları düzeltme, özür dileme veya farklı açıklamalar yapma imkânına sahip.

Futbolcu da öyle…

Bir televizyon programına çıkar, bir röportaj verir, yaptığı hataları telafi etmeye çalışır.

Peki ya taraftar?

Maç sırasında galeyana gelmiş, yanlış davranmış veya hatalı bir tepki vermiş taraftar bunu nasıl düzeltecek?

Camiasına verdiği zararı nasıl telafi edecek?

Aynı imkânlar taraftara verilmiş değildir.

Elbette örgütlü ve bilinçli taraftar yapıları zaman zaman öz eleştiri yaparak bu eksikliği giderebilir. Ancak Türkiye’de futbol seyircisinin önemli bir bölümü sağlıklı bir taraftar örgütlenmesine sahip değildir.

Bu nedenle faturanın büyük kısmı doğrudan taraftarın önüne konulmaktadır.

Bir başka konu da hep dikkatimi çekmiştir.

Neden hakemlikten gelen teknik direktör sayısı bu kadar az?

Hakemler de sahadadır. Oyunu yakından izlerler. Takımların güçlü ve zayıf yönlerini tarafsız biçimde değerlendirebilirler.

Ben hakemlerden başarılı teknik adamlar çıkabileceğine inanıyorum.

Çünkü onlar oyunu sadece bir takımın penceresinden değil, bütün saha üzerinden okumayı öğrenmiş insanlardır.

Nitekim hatırlayın; Trabzonspor’un en başarılı yabancı transferlerinden biri olan Şota Arveladze, bir hakemin tavsiyesiyle gündeme gelmişti.

Demek ki iyi futbolcuyu görme konusunda önemli bir birikime sahipler.

Örneğin hakemlik kökenli bir teknik adamın, Trabzonspor’un her rakibe karşı tek forvetle oynamasının doğru olmadığını, bazı maçlarda çift forvet sisteminin daha etkili olacağını rahatlıkla görebileceğini düşünüyorum.

Yine o dönem takımın gol yükünü tek başına taşımaya çalışan Paulo Henrique gibi oyuncuların daha fazla desteklenmesi gerektiğini de fark edebilirdi.

Teknik heyetlerin bir başka önemli problemi ise ahlak ile para arasında sıkışıp kalmalarıdır.

Bir tarafta futbolun ruhu…

Diğer tarafta profesyonelliğin getirdiği ekonomik zorunluluklar…

Birçok teknik adam bu iki alan arasında denge kurmaya çalışırken bocalamaktadır.

Ben futbolumuzdaki ahlak sorunuyla profesyonellik anlayışı arasında çok ince bir çizgi olduğuna inanıyorum.

Bu nedenle gelecek yazımda, Trabzonspor forması giymiş ve daha sonra teknik adam olmuş iki önemli ismin taraftara yönelik mesajlarını değerlendireceğim.

Ahlak ile profesyonellik arasındaki o hassas çizgiyi birlikte konuşacağız.

Kalın sağlıcakla…

Tekin KÜÇÜKALİ

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?