Ahlaksız Kim - 4


24.Haziran.2026  |   20 Görüntülenme    |      |  


Sevgili okuyucularım,

Türk futbolunda yaşanan küfür, şiddet, ayrımcılık, ırkçılık, zorbalık ve adaletsizliklerin tümüne ahlaksızlık diyoruz. Ancak bu ahlaksızlıkların yalnızca futbolun bir tarafına ait olmadığını, aksine futbolun içindeki tüm aktörlerin bu olumsuz yapının oluşmasına ve büyümesine katkı sağladığını düşünüyoruz.

Bu nedenle yazı dizimizin başlığından hareketle, herhangi bir tarafı doğrudan “ahlaksız” ilan edeceğimizi düşünenler yanılırlar. Bizim amacımız, bu büyük sorumluluğun yalnızca taraftarın omuzlarına yüklenmesinin ne kadar yanlış olduğunu ortaya koymaktır. Futbolda yaşanan karmaşa ve kaosun içinde herkesin payı olduğunu tartışmaya açmaktır.

Bugün Türk futbolunun en rahat görünen kesimlerinden biri futbol medyasıdır. Elbette içlerinde mesleğini büyük bir ahlak ve sorumluluk anlayışıyla yapan çok değerli insanlar vardır. Türk spor basını geçmişte bunun sayısız örneklerini vermiştir. Merhum Halit Kıvanç, spor medyasının hafızasında her zaman saygıyla anılacak isimlerden biridir.

Ancak biz bugün geçmişin parlak sayfalarını değil, günümüzde yaşanan yozlaşmayı konuşuyoruz.

Ne yazık ki futbol medyasının kendi üzerine yeterince eğildiğini, özeleştiri yaptığını pek göremiyoruz. Bu nedenle futbola sirayet eden bazı olumsuzlukları dile getirmek de yine bizlere düşüyor.

Hafta boyunca televizyon ekranlarında yorum yapanlar, köşe yazıları yazanlar, saha kenarında görev yapan muhabirler ve foto muhabirleri bir an olsun durup düşünmelidir.

Sahaya atılan çakmakta…

Babasıyla maça gelip korkudan ağlayan çocuğun gözyaşında…

Tribünde öfkeye kapılıp kontrolünü kaybeden insanların davranışlarında…

Daha sahaya çıkarken yuhalanan bir hakemin yaşadığı hayal kırıklığında…

Hiç mi payları yok?

Masa başında yapılan yorumlarla, reyting uğruna körüklenen tartışmalarla, insanların duygularını tahrik ederek kazanılan paraların vebali hiç mi düşünülmez?

Her meslekte helal kazanç da vardır, haram kazanç da…

Eğer bir yorumunuz, bir fotoğrafınız ya da bir haberiniz haksızlığa, adaletsizliğe, şiddete ve ahlaksızlığa zemin hazırlıyorsa; bunun hesabını da insan önce kendi vicdanına vermelidir.

Türkiye’de futbol yorumculuğunun en büyük problemlerinden biri de budur.

Çoğu yorumcunun gönlünde tuttuğu bir takım vardır ve o takım asla yenilmez.

Çünkü onların anlattığı takım sahada oynayan takım değil, zihinlerinde kurdukları hayali takımdır.

Sahadaki futbolcu bir saniye içinde karar vermek zorundayken, yorumcu aynı pozisyonu on dakika boyunca ağır çekimde izleyip değerlendirmektedir.

Bu başlı başına bir adaletsizliktir.

Biz hep söyledik:

Futbolun gerçek sahibi de, nihai tüketicisi de taraftardır.

Futbolun bütün güzelliği, bütün heyecanı taraftar içindir.

Öyleyse taraftarın da hakları vardır.

Hiç kimsenin taraftarı mutsuz etmeye, onu tahrik etmeye, öfkelendirmeye ve ardından bu öfke üzerinden kazanç elde etmeye hakkı yoktur.

Bakınız...

Bir futbol foto muhabiri yıllardır aynı alışkanlığı sürdürür. Büyük takımın maçı varsa, rakip takımın kale arkasına geçer. Çünkü gol fotoğrafını çekme ihtimali orada daha yüksektir.

Belki farkında değildir ama daha maç başlamadan Anadolu takımını psikolojik olarak ikinci plana itmektedir.

Sadece bu davranış bile o takımın taraftarını yaralamaya yeter.

Bir hafta boyunca televizyon ekranlarında taraftarların sinir uçlarıyla oynanıyor.

Tartışmalar büyütülüyor.

Gerginlikler körükleniyor.

İnsanlar öfkeyle stadyuma gönderiliyor.

Sonra da yaşanan ilk olayda tribünlerin verdiği tepki sorgulanıyor.

Suçlu ilan edilen yine taraftar oluyor.

Ardından aynı ekranlarda yeni tartışmalar açılıyor, yeni gündemler oluşturuluyor ve döngü devam ediyor.

Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir:

Türkiye’de futbol taraftarı, futbol medyasının yoğun baskısı altında yaşamaktadır.

Televizyon programlarında şiddete, kavgaya ve polemiğe ayrılan süre ile futbolun güzelliklerine ayrılan süreyi yan yana koyduğunuzda gerçeği rahatlıkla görebilirsiniz.

Bir sonraki yazımda ise taraftarı tahrik eden, sinirlerini yıpratan ve futbolun ahlakını zedeleyen bir başka aktörden; futbol yöneticilerinden bahsedeceğim.

Kalın sağlıcakla…

Tekin KÜÇÜKALİ

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?