Ahlaksız Kim - 3


24.Haziran.2026  |   19 Görüntülenme    |      |  


Sevgili okuyucularım,

Son üç yazımızda Türk futbolunda yaşanan ahlaki dejenerasyonu ve bunun taraftara nasıl bir maliyet olarak yansıdığını ele almaya çalışıyoruz. Daha önce de ifade ettiğim gibi; tribünlerde duyduğumuz küfürlerin, gördüğümüz öfkenin ve zaman zaman yaşanan şiddetin aslında bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Bu sonuçların arkasında ise futbolcular, hakemler, futbol medyası, kulüp yöneticileri ve federasyon yönetimleri bulunmaktadır.

Tribünlerin çığırından çıktığı, seyircinin öfkesine hâkim olamadığı maçları dikkatle incelediğimizde, karşımıza en çok çıkan unsur hakem hatalarıdır. Hakem hatası demek; çoğu zaman adaletsizlik ve haksızlık demektir. Seyirci bu adaletsizliğe isyan ederken bazen ölçüyü kaçırmakta, haklıyken haksız duruma düşmektedir. Sonunda ise bütün suç taraftarın üzerine kalmaktadır.

Oysa meseleye biraz daha derinden bakmak gerekir.

Bugüne kadar kaç futbolcu hakemin yanına gidip, “Hakem bey, bu pozisyon penaltı değildi” dedi? Ya da kaç hakem maçtan sonra çıkıp, “Bu maçta hata yaptım, emeğe saygısızlık ettim, yanlış karar verdim” diyebildi?

Neredeyse hiç...

Sonra dönüp dolaşıp bütün yük taraftarın sırtına bırakılıyor. Seyirci küfürbaz oluyor, seyirci saldırgan oluyor, seyirci suçlu ilan ediliyor.

Geçtiğimiz haftalarda Sivasspor’un bir maçında yaşanan ilginç bir olay dikkatimi çekti. Hakemin yoğun kartlar gösterdiği karşılaşmanın ardından bir taraftar mahkemenin yolunu tuttu. Sebep ise oldukça ilginçti. Hakemin yönetimi nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunu iddia ederek manevi tazminat davası açtı.

Belki ilk bakışta gülümseten bir durum gibi görünebilir. Ancak aslında burada önemli bir tespit vardır. O taraftar kendisini mağdur edilmiş hissetmiştir. Adaletsizliğe maruz kaldığını düşünmüş ve bunun hesabını hukuk önünde sormaya çalışmıştır.

Belki de bu davranış, futbolun içinde kaybolan ahlak arayışının farklı bir yansımasıdır.

Ben bu olaydan sonra hakemlerin daha dikkatli davranacaklarını, verdikleri her kararın sadece maçın sonucunu değil insanların duygularını da etkilediğini daha fazla düşüneceklerini umut ediyorum.

Üstelik bu tür sorgulamaların yalnızca hakemlerle sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyorum. Futbolcular da yaptıkları hareketlerin sorumluluğunu taşımalıdır. Bir gün bir taraftar çıkıp, “Bu futbolcu sahada yaptığı davranışlarla beni yanılttı, çocuğumun gözleri önünde kötü örnek oldu” diyerek hukuki yollara başvurursa buna da şaşırmamak gerekir.

Ancak bütün bunları söylerken hakemlerin içinde bulunduğu baskıyı da görmezden gelemeyiz.

Doğrusunu söylemek gerekirse; futbolun içinde taraftardan sonra en çok baskıya maruz kalan kesim hakemlerdir. Çoğu zaman onların verdiği hatalı kararların arkasında kişisel kusurlardan çok yapısal problemler vardır.

Örneğin hakem ücretlendirme sistemi başlı başına tartışılması gereken bir konudur. Elazığ’da oynanan sıradan bir maç ile İstanbul’da milyonların takip ettiği bir derbinin hakemlik sorumluluğu aynı değildir. Milyon dolarlık futbolcuları yöneten hakem ile alt liglerde görev yapan hakemin aynı mantıkla değerlendirilmesi doğru değildir.

Bir başka mesele de güç odaklarının oluşturduğu baskıdır.

Hakemler bazen kariyer kaygısıyla, bazen gelecek korkusuyla, bazen de sistemin görünmeyen baskılarıyla karşı karşıya kalmaktadır. İşte tam da burada ahlaki duruş önem kazanır.

Bu noktada aklıma yıllarca spor camiasında dürüstlüğüyle tanınan değerli dostumuz Hamza Mısır gelir. Genç yaşlarda büyük bir heyecanla çıktığı hakemlik yolunda, adaletten taviz vermeden görev yapmaya çalışmış; ancak bunun bedelini de ağır şekilde ödemiştir. Futbolun içinde ahlaklı kalmanın ne kadar zor olduğunu gösteren örneklerden biridir.

Evet...

Hakemler zaman zaman tribünlerdeki öfkenin ve taşkınlığın sebeplerinden biri olabilmektedir. Ancak onların da ciddi baskılar altında görev yaptığını unutmamak gerekir.

Demek ki futbolumuzdaki ahlaksızlık tek bir kaynaktan beslenmiyor.

Futbolun bütün tarafları, bazen isteyerek bazen istemeden bu düzenin devam etmesine katkı sağlıyor.

Eğer gerçekten temiz ve adil bir futbol istiyorsak, önce bu destek mekanizmalarını ortadan kaldırmak zorundayız.

Bir sonraki yazımda, taraftarı etkileyen ve yönlendiren en güçlü unsurlardan biri olan futbol medyasını ele alacağım.

Kalın sağlıcakla…

Tekin KÜÇÜKALİ

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?