Yemlenen Tavuk Yumurtaları
Trabzonspor’da gün geçmiyor ki yeni bir sıkıntı doğmasın. Yeni yönetim oluştuğundan bu yana istifalar peş peşe geliyor. Bu gidişle seçimsiz kongre, başkanın ve yönetimin yeniden seçileceği bir kongreye dönüşecek. Şimdi de Yaşar Aşçıoğlu istifa etmiş. Yaşar Bey’i iyi tanırım ve severim. Başarılı bir iş adamıdır. Beyanatından anlaşıldığı kadarıyla aslında oldukça dolu; ancak şu aşamada takıma zarar vermemek adına susmayı tercih ediyor.
Daha önce de istifalar olmuştu. İstifa edenlerin ötesinde, yönetimin paylaşımcı olmayan ve tek adam anlayışını benimseyen yaklaşımından rahatsızlık duyanların sayısı da oldukça fazla.
Trabzonsporlu yöneticilerimiz aynı hastalığa yakalanıyorlar. İyi kulüp yöneticiliğinin “ya sus ya git” taktiği olduğunu zannediyorlar.
Fatih Tekke gelmeden gitti. Ünal göreve getirildi ve hangi göreve, niçin getirildiğini anlayamadan ayrıldı. Yönetim kurulu üyeleri istifa etti. Beraber yola çıkılan ekibin ciddi bir kısmı mevcut gidişattan rahatsız durumda. Hiçbiri de dikkate alınmıyor.
Bu karmaşık, istikrarsız, çekişmeli, sıkıntılı ve vurdumduymaz tavır yönetimi ne kadar götürür bilemem; ancak bir yerde patlayacağına garanti verebilirim.
Aldığımız açık ara galibiyetleri bile bilet alıp seyretmeyen taraftarlarımız oldu. Tarihinde belki de ilk kez Trabzonspor taraftarı takımıyla bu kadar mesafeli kaldı.
Ne diyelim, baht utansın...
Asbaşkan Sayın Ali Kemal Başaran da zaman zaman istifanın eşiğinden döndü. Anlaşılan kulüpte başkanın dışında herkesin sağlığı bozulmuş. Herkes sağlık gerekçesiyle görevi bırakmaya hazır durumda.
Ali Kemal Bey zamanında başarılı bir siyasetçiydi. Güzel hizmetleri oldu. Ancak siyaset ile futbol yönetiminin çok farklı şeyler olduğunu anlamış olsa gerek. Bunun acı bir tecrübesini Akçaabatspor’da yaşadı. Bir zamanlar üst liglerde mücadele eden kulübe bugün yönetici bulmakta zorlanılıyor.
Futbolu siyasi tecrübelerle yönetmeye kalkınca insan böyle çuvallıyor. Futbolu yönetmek siyasetten daha zordur ve daha fazla dik durmayı gerektirir.
Başaran’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada üç önemli vurgu vardı. Ancak üçü de “özrü kabahatinden büyük” dedirtecek cinstendi.
Trabzonspor’un borcunun tam olarak ne kadar olduğunu, yani 191 milyon TL seviyesinde bulunduğunu bilmediklerini ifade etti. Bu açıklama başlı başına bir itiraftır. Demek ki sırtınıza aldığınız yükün büyüklüğünü bile tam olarak bilmeden bu işe talip olmuşsunuz.
İkinci vurgu daha da vahim.
Başkanın siyasetçilerle aynı mağaraya girmesinin zorunlu olduğunu ve bu borçları temizlemenin başka yolu bulunmadığını söyledi.
Biz futboldan siyasetin gölgesini kaldıralım, kulübümüz kendi kurumsal kimliği ve gücüyle ayakta kalsın diyoruz; onlar ise kulübün borçlarını siyasete ihale ediyorlar.
Size yardım edilmiyor beyler, size yem veriliyor.
Bu yemin karşılığında mutlaka yumurtlamak gerekir.
Bu yumurtanın da hak edilmiş kupanın peşini usulca bırakmak olacağını taraftarlarımızın büyük kısmı kolayca tahmin edebiliyor. İşin kötüsü, Trabzonspor yönetimi günün birinde vatandaştan siyasetçiler adına oy istemek zorunda bile kalabilir.
Borcu kapatmak için açıkça siyasetle “al gülüm ver gülüm” ilişkisine girildiği itiraf ediliyor. Bu da özrü kabahatinden büyük bir başka açıklamadır.
Üçüncü vurgu ise siyasete bu denli teslim olmayı, geçmişte yapılan yanlışlarla meşrulaştırma çabasıdır.
Efendim, bu tür siyasi destekler normalmiş, hatta başarı sayılmalıymış. Kendileri de zamanında bazı siyasi ilişkileri kullanarak Trabzonspor’un borçlarını kapatmışlar.
Peki o günlerden bugüne şampiyon olabildiniz mi?
Hayır.
O günden bugüne kaç kez şampiyonluk elimizden alındı?
O kadar yemi yiyince insanın haksızlıklara kimlikli ve güçlü bir şekilde karşı çıkma hakkı da kalmıyor elbette.
Yapılan yanlışı savunurken, daha büyük bir yanlışı itiraf etmiş oluyorsunuz.
Bir kez daha hatırlatayım:
Başarı; siyasetçilere yaltaklanarak, kapı kapı dolaşarak ayakta kalmanın hesabını yapmak değildir.
Yenilen bu yemlerin her zaman ağır bir bedeli olmuştur; maalesef yine olacaktır.
Nitekim takımın durumuna ve hakemlerle olan ilişkilerine baktığımızda bu bedelin boyutları yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır.
Bir kulübümüz geçtiğimiz hafta sonu seçimli kongre yaptı.
Birileri mevcut başkanı devirmek istedi.
Devirebildi mi?
Hayır.
Çünkü güçlü kulüp olmanın temel şartı kendi kaynaklarıyla ayakta kalabilmektir.
Eğer kulüp ve yönetimi borçlarını sildirmek için çeşitli kapılar aşındırsaydı, kongrede talep edilen yumurtayı yumurtlamak zorunda kalacak ve dik duramayacaktı.
Bu kongreyi, günümüz için güzel bir örnek olduğu için hatırlatıyorum.
Asıl söylemek istediğim şudur:
Güçlü kulüp olmak; gücün gerçekten sizden, taraftarınızdan, kurumsal itibarınızdan ve oluşturduğunuz lobiden kaynaklanması demektir.
Maddi borçların karşılığında kimliğimizi ve itibarımızı ipotek altına alırsak, Trabzonspor’un geleceğini de karartmış oluruz.
Tüm bu tabloya bakıldığında, yönetimin Trabzonspor’u hedeflediği noktaya taşıyamayacağını artık anlamış olduğunu ve önümüzdeki olağan kongrede görevi usulca devretmeyi tercih edeceğini umuyorum.
Kalın sağlıcakla...
Tekin KÜÇÜKALİ
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?