Kupa'mı İlçe'mi ?
Bu sezon Süper Lig’e şöyle bir baktım. Üzerini gittikçe uzayan ve büyüyen bir gölge kaplamış. Siyasetin gölgesi Türk futbolunun üzerine çöreklenmiş. Futbolseverler maçlara gidip oyunun keyfini çıkarmak yerine, masa başında çeşitli ihtimalleri ve senaryoları konuşmaya başlamış.
Mesela Beşiktaş çok hızlı başladı. Tıpkı eski Trabzonspor gibi; rakibini hem yeniyor hem de ısırıyordu. Futbolseverler keyifle maç seyretmeye başlamıştı. Ta ki Beşiktaş–Galatasaray karşılaşmasına kadar. Sonrasında Beşiktaş taraftarının adeta fay hatları karıştı, kulüp bir tsunami felaketiyle boğuşur hâle geldi. Galatasaray’da ise ayrı bir kargaşa yaşandı. Böyle olunca her iki takım da, tıpkı Trabzonspor gibi, sezonu yarışmacı olarak tamamlamakla yetinecek gibi görünüyor.
Ben de sekiz haftadır yaşananları alt alta, bazen de yan yana sıraladım ve ortaya çıkan tabloya bakmaya çalıştım. Karşıma üç soru çıktı:
Sezon sonuna kadar oyalamalar devam eder ve kupamız bu sezonun sonunda verilir. Hatta uzak olmayan bir ihtimalle mart ayında bile olabilir.
Peki Fenerbahçe buna nasıl razı edilecek?
Bu sorunun cevabı aslında ikinci sorumuzun içinde saklı.
Bu sezonun şampiyonu da Fenerbahçe olur.
Kol kesilirken parmaklar acımaz misali...
Böylece ortadaki iki kupadan biri Trabzonspor’a, diğeri Fenerbahçe’ye verilerek siyasetin futbol üzerindeki handikabı aşılmış olur.
Bu tahminimi bazı gözlemlerime dayandırıyorum.
Sezonun ilk haftalarında Beşiktaş iyi bir çıkış yaptı. Sonra ne oldu? Bedelini ödedi. Hâlâ toparlanamıyor. Toparlanması da zor görünüyor. Çünkü sıra onda değil. Kurgu başka türlü işliyor.
Galatasaray ise geçtiğimiz yıllarda öylesine rahat şampiyonluklar yaşadı ki, herkes göğsüne yeni bir yıldız daha takacağını düşünüyordu. Sonra ne oldu? Bir anda dengeler değişti. Fatih Terim’in milli duyguları kabardı, Ünal Aysal’ın kültürel hassasiyetleri öne çıktı derken Galatasaray ilk sıralarda aranır hâle geldi.
Hâlbuki Milli Takım görevi o günlerde Fatih Terim’den çok Şenol Güneş’e yakışırdı. Dünya üçüncülüğü başarısını hâlâ tesadüf olarak görenler, hiç değilse bunun bir şans olup olmadığını deneme cesareti gösterebilirlerdi.
Mazinin önünde şapka çıkaramayanlar, istikbalin karşısında kollarını sıvayamazlar.
Trabzonspor aradan sessizce sıyrılmaya çalışsa ne yazar? Bir bakarsınız Fırat Aydınus ona da yetişir.
Hülasa; siyasetin gölgesi uzadıkça maçlar uzar. Maçlar uzadıkça goller gelir. Sevinçler şımarıklıklara karışır. Futbolcular birbirlerinin üzerine basar, ardından pişkin pişkin gülerler.
Derken sezon biter ve Fenerbahçe şampiyon olur.
Biz de bu süreci şimdiden doğru okuyabilir, sevinç çığlıkları arasında hakkımız olan kupamızı alabilirsek ne âlâ...
Beni çok senaryocu bulanlara sadece şunu söyleyebilirim:
Ben sadece yaşanan zihniyet değişimini anlamaya ve ona ayak uydurmaya çalışıyorum.
Çünkü futbolda ciddi bir zihniyet değişimi yaşanmıştır.
Demek istediğim şudur:
Gelecekle çok yakından ilgilenmeliyiz. Düşlerimizi, hayallerimizi ve bütün iyi niyetlerimizi arızalı zihinler üzerine inşa etmemeliyiz.
Atalarımız ne güzel söylemiş:
“Zaman değerlidir; ama gerçekler zamandan daha değerlidir.”
Kalın sağlıcakla…
Tekin KÜÇÜKALİ
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?