Taraftar Ayrımcı Olamaz


24.Haziran.2026  |   27 Görüntülenme    |      |  


Türkiye’de ligler bu hafta başladı. Takımlarımızın çoğu henüz hazır değil. Birçok kulübün hâlâ transfer arayışında olması, sezon planlamalarının tamamlanamadığını gösteriyor.

Trabzonspor da sahaya çıktığında kafası karışık bir takım görüntüsü sergiliyor. Henüz gol atmaya ve kazanmaya tam anlamıyla konsantre olabilmiş değil. Takımda son sözü söyleyecek, hücumlarda sorumluluk alacak bir futbolcunun eksikliği hissediliyor. Orta sahada ise tam bir keşmekeş yaşanıyor. Aynı isimlerden ısrarla medet umuluyor. Sonuç olarak mağlubiyet de kaçınılmaz oluyor.

Takım inanılmaz bir çelişkiler yumağına kapılmış durumda. Gönderilmesi için çaba harcanan futbolculara derbi niteliğindeki maçlarda büyük sorumluluklar veriliyor. Onlar da kendilerine yakışanı yapıyor; takımın ritmini bozmaya ve ruhunu yıpratmaya devam ediyorlar.

Yine de umuyorum ve Yüce Rabbim’den diliyorum ki bu yıl hepimizin yüzü gülsün. Bizler bunu çok ama çok hak ettik. Şampiyonluk belki bugün için uzak görünüyor; ancak özlediğimiz şey sadece kupa değil. Biz mücadele eden, ısıran, karakter koyan bir futbol istiyoruz. Bunu istemek de herhalde en doğal hakkımızdır.

Bakalım neyler Mevlam, neylerse güzel eyler inşallah.


Ben liglerimiz başlarken futbol ile ayrımcılık arasındaki ince çizgiye dikkatinizi çekmek istiyorum.

Toplulukların kimliklerini inançları, söylemleri ve yansıttıkları davranışlar şekillendirir. Oluşturulan kimliklerin temelinde farklılıklar vardır. Dini inançların farklı olması, farklı şehirlerin kültürlerine ait olmak ya da farklı hayat anlayışlarına sahip bulunmak kimliklerin oluşmasında önemli rol oynar.

Takım tutmak da bir kimlik gösterisi ve kimlik ilanıdır.

Örneğin, “Trabzonsporluyum” dediğinizde insanların zihninde bazı çağrışımlar oluşur. Bir ruh, bir tutku ve bir mücadele canlanır. Haksızlıklara karşı direniş canlanır. Mazlumun yanında durma anlayışı canlanır. Herkes bilir ki Trabzonsporlular mazluma da zalime de kimlik sormaz; önce haksızlığa bakar.

Peki Türk futbolu, Türk insanı arasındaki farklılıkları körüklüyor mu, yoksa köreltiyor mu?

Çok farklı dünya görüşlerine sahip insanlar aynı takımın taraftarı olarak tribünde yan yana oturuyorlar. Bu durum onların birbirlerini daha iyi anlamalarını mı sağlıyor? Dostluklarını mı artırıyor?

Yoksa taraftarlık kimliği, farklılıklarımıza yeni bir ayrımcılık alanı mı ekliyor?

Farklı takımların taraftarı olmak, farklı ülkelerin insanları olmak kadar keskin bir ayrışmaya mı dönüşüyor?

İyi yönetilmeyen her süreç gibi bu durum da kontrolsüz bir güce dönüşebilir. Günlük hesaplarla hareket eden anlayışlar, spor gibi dünyanın ortak dilini bile insanlar arasında ayrılık sebebi hâline getirebilir.


Siyasetin, inançların ve ideolojilerin gölgesinde kalan Türk futbolunun toparlanması kolay değildir.

Bu nedenle sahalarda futbolun amacını aşan gösterilerden uzak durmalıyız. Olumlu niyetlerle yapılmış olsa bile, siyasi ya da ideolojik çağrışımlar taşıyan gol sevinçlerinin toplumu gereksiz yere ayrıştırabileceğini unutmamalıyız.

Gol sevinçlerimizi daha doğal, daha samimi ve daha insani davranışlarla yaşayabiliriz.

Örneğin, bir golün ardından futbolcunun annesine seslenmesi, sevincini ailesiyle paylaşması son derece doğal ve güzel bir örnektir.

Kaş yaparken göz çıkarmayalım.


Ben bir taraftar olarak, tüm seyircinin tek bir takımı tuttuğu ve rakip takım gol yediğinde derin bir sessizliğin hâkim olduğu insanlık dışı ortamlarda maç seyretmek istemiyorum.

Bunun bugün eleştirdiğimiz baskıcı anlayışlardan ne farkı vardır?

Hiç kimse ayrımcılığın insanları birbirinden böylesine uzaklaştıracak seviyelere ulaşmasını istemiyor.

Bu nedenle kulüpler derhal ortak bir akıl geliştirmeli ve deplasman taraftarlarının da stadyumlarda daha fazla yer almasının önünü açmalıdır.

Futbolda şiddet, taraftarları birbirinden uzaklaştırarak çözülemez.

Tam tersine, taraftarların birbirini her gördüğünde saldıracak insanlar olarak görülmesi, şiddetin en önemli sebeplerinden biridir. İnsanlar birbirlerini tanımadıkça önyargılar büyüyor, korkular artıyor ve düşmanlıklar derinleşiyor.

Avni Aker’de tel örgüler kaldırıldığında birçok kişi bunun felakete yol açacağını söylemişti. Ne oldu?

Hiçbir şey olmadı.

Trabzonspor taraftarı Türk futboluna örnek oldu ve önemli bir öncülük yaptı.


Birbirlerine karşı böylesine düşmanca duygular besleyen taraftar profillerinin oluşması en çok kimin işine yarıyor?

Yöneticilerin ve başkanların.

Önce bir takıma “cumhuriyet” deniliyor, ardından o takımın başkanına adeta devlet başkanı gibi davranılması bekleniyor. Spor programlarında konuşmacılar öylesine hararetli tartışıyor ki ekran başındaki insanlar kavga çıkacakmış hissine kapılıyor.

Oysa nezaket içinde konuşmak bu kadar zor olmamalı.

Bir ölçümüz olmalı.

Bu ölçünün mihenk taşı da şu gerçek olmalıdır:

Futbol sevdalısı olmak, insan sevdalısı olmaktır.

Futbol hastası olmak ise ayrımcılığın ve adaletsizliğin kapısını aralayabilir.

Samimi olmayan, sadece gösteriş amacı taşıyan davranışlar da bu ayrımcılığı besler ve uzun vadede bütün camialara zarar verir.

Bir kulüp başkanının başka takım taraftarlarının arasına girerek şov yapmasına gerek yoktur. Önce kendi taraftarının gurur duyacağı bir takım ortaya koyması gerekir. Diğer camialara karşı ise samimi bir saygı göstermek yeterlidir.

Futbol ailesinin ancak sevgi ve saygı ile yaşayabileceğini unutmamamız temennisiyle...

Kalın sağlıcakla...

Tekin Küçükali

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?