Hoş Gelişler Ola!...
Rizespor bir önceki sezon Süper Lig'e çıkmayı son anda kaçırmıştı. Bu defa işi sıkı tuttular; yönetim olarak doğru kararlar aldılar, doğru hamleler yaptılar. Örneğin, Mustafa Denizli’yi takımın başına getirerek önemli bir adım attılar. Geçtiğimiz sezon Trabzonsporlular olarak Rizespor’un verdiği mücadeleyi hep birlikte takip ettik ve takdir ettik. Bugün ise gönül rahatlığıyla “Hoş gelişler ola!” diyoruz.
Bir Trabzonsporlu olarak Rizespor’un Süper Lig’e yükselmesini sevinçle karşıladım. Samsunspor küme düştüğünde ne kadar üzüldüğümü de hatırlıyorum. Geçtiğimiz sezon Orduspor’un yaşadığı süreç de üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir örnektir. Lige harika bir başlangıç yapıp sonrasında beklenmedik şekilde küme düşmeleri mutlaka analiz edilmelidir. Karadeniz futbolu, Orduspor’un yaşadıklarından gerekli dersleri çıkarmalıdır.
Rizespor’a canı gönülden “hoş geldin” derken, Karadeniz futbol camiasına bazı tavsiyelerimi de esirgemeyeceğim.
Birinci hedef elbette ligde kalıcı olmaktır. Bunun için gerekli en temel dinamik ise tutkulu bir taraftar kitlesidir. Taraftar, işi kenarından tutan bir anlayış içinde olmamalıdır. Nerede yaşarsa yaşasın, Rizeli bir futbol sevdalısının birinci takımı her zaman Rizespor olmalıdır. Büyük kulüplerden birini asıl takım olarak destekleyip, boş zamanlarında Rizespor’u takip etmek ligde kalıcılık için yeterli değildir.
Ligde kalıcı olmuş ve marka değerini oluşturmuş kulüplere baktığımızda, arkalarında her şartta destek veren inatçı ve sadık taraftar toplulukları görürüz.
Taraftarın bu tutkulu duruşunu karşılayacak, onlara özledikleri Rizespor’u izlettirmek de yönetimin, teknik heyetin ve futbolcuların boynunun borcudur. Ligde kalmak ve üst sıralarda yer almak için herkes elini taşın altına koymalıdır. Kayserispor, Bursaspor ve Gençlerbirliği gibi yıllarca belli bir istikrar yakalamış kulüplerin başarısının temelinde profesyonel yönetim anlayışı vardır.
Rizespor oynadığı futbolla ve seyircisiyle kendi kimliğini açıkça ortaya koymalıdır. Bir İstanbul takımının Rize’de oynadığı maçta tribünlerde Rizespor’dan daha fazla rakip takım taraftarı bulunuyorsa, bunun üzerinde ciddi şekilde düşünmek gerekir. Tüm Rizeliler alternatifsiz şekilde Rizespor’un yanında yer almalıdır. Alamayanlar da kendilerini sorgulamalıdır.
Karadeniz takımları sahada en kaliteli futbolu oynamalı ve seyirciye en sert rekabeti yaşatmalıdır. Ancak bu rekabet dostluğu ve karşılıklı saygıyı güçlendirmelidir. Karadeniz takımları birbirleriyle olan ilişkilerini geliştirmelidir. Komşu olduğumuzu ve futbolun şehir ekonomilerine önemli katkılar sağladığını unutmamalıyız.
Örneğin benim birinci takımım Trabzonspor, ikinci takımım ise Rizespor’dur. Bu anlayışın her iki şehrin taraftarları için de geçerli olması gerektiğine inanıyorum.
Trabzonspor ve Rizespor taraftarları çok bilinçli hareket etmelidir. Özellikle üç önemli hatadan uzak durmalıdırlar.
Birincisi, geçmişte yaşanmış talihsiz olayları yeniden gündeme taşımamalıdırlar. Bu olayların her iki kulübe de zarar verdiği unutulmamalıdır. İki güzide kulübümüzün arasına geçmişten gelen kara kedilerin yeniden girmesine izin vermemeliyiz. Bugünden itibaren beyaz bir sayfa açmalıyız.
İkincisi, iki takımın arasına başka kulüpleri koymamalıyız. Herkes öncelikle kendi şehrinin takımını desteklemeli ve ona sahip çıkmalıdır. Eğer Trabzonlu ya da Rizeli olduğumuz halde başka takımları önceliyorsak, dostluk geliştirmemizin önüne engeller çıkar. Kendilerini dev aynasında gören bazı kulüplerin en hoşuna giden şey, Anadolu kulüplerinin birbirleriyle didişmesidir. Onlar kendilerini düşünüyorlarsa, biz de kendimizi ve komşularımızı düşüneceğiz. Araya büyük uğursuzlukların girmesine izin vermeyeceğiz.
Üçüncü olarak da ulusal medyanın gazına gelmemeliyiz. Doğrusunu söylemek gerekirse Trabzon medyası bu dengeyi büyük ölçüde korumaktadır. Örneğin, “Karadeniz Derbisi” yaklaşımına nasıl bakacağımıza biz karar vermeliyiz. Eğer derbi denildiğinde İstanbul’daki rekabetlerin bir benzeri kastediliyorsa, buna itiraz etmeliyiz.
Çünkü oralarda taraftarlar birbirlerinin semtlerine bile rahatça gidemiyor. Bir Galatasaray formasıyla Kadıköy’de ya da bir Fenerbahçe formasıyla İstiklal Caddesi’nde dolaşmak birçok insan için sorun haline gelebiliyor. Futbol dostluğu ve kardeşliği güçlendireceğine, ayrımcılığı ve dışlamayı besleyebiliyor. Oysa şiddetin temel kaynağı da zaten ayrımcılıktır.
Her iki takımın taraftarına da buradan sesleniyorum:
Lütfen katı ve kısır düşünmeyelim. Dayanışmanın ve sevginin gücüne inanalım.
Rizespor’umuza bir kez daha hoş geldin derken, asıl gücün taraftar olduğunu da hatırlatmak isterim.
Kalın sağlıcakla...
Tekin Küçükali
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?