Benden Söylemesi...


24.Haziran.2026  |   33 Görüntülenme    |      |  


Geçen haftaki yazımıza okuyucularımızdan biri şöyle bir yorum göndermiş:

“Fener taraftarı kendisini destekleyen siyasetçilere dün Saraçoğlu’ndan mesaj yollamış. Adeta iktidara, bizi kurtarmazsan biz de yapacağımızı biliriz demeye getiriyor. Siyasi söylemler tribünlere yansımaya başladı bile. Bu sezon futbol siyasete teslim olabilir. TFF Başkanının bu karmaşayı kaldıracak bir yeterlilikte olduğunu zannetmiyorum.”

Taraftarımız son günlerde yaşanan endişeye dikkat çekmiş. Geçen hafta Saraçoğlu’nda oynanan PSV maçındaki tezahüratları kastediyor anlaşılan. Ve bu sezon tribünlerde siyasi söylemlerin artabileceği uyarısında bulunuyor. Doğrusu bu riski hükümet de görmüş olmalı ki, Spor Bakanı taraftar liderleriyle bir toplantı yaptı.

Başkan Hacıosmanoğlu da TGRT’de katıldığı programda şiddetin kaynağını futbol yöneticilerinin ranta bulaşmasıyla açıkladı. Bu tespitinde haklılık payı vardı. Ancak bana göre eksikti. Futbola siyasetin bulaşması, ranttan çok daha fazla şiddeti artırabilecek bir etkendir. Kulüp başkanlarının siyasi lider edasıyla açıklamalar yapması da bu riski büyütmektedir.

Sezon başlamadan önce, futbola siyasetin bulaşmaması konusunda bir kez daha uyarıda bulunmak gerektiğine inanıyorum.

Futbol; kaynayan, zaman zaman fokurdayan toplum kazanını yatıştıran önemli bir unsurdur. İnsanların günlük hayatın stresinden uzaklaştığı, moral bulduğu, heyecan yaşadığı bir alandır. Bir anlamda toplumsal huzursuzluğun ateşine su dökmektir.

Ancak futbola siyaset bulaşır ve futbolun tadı kaçarsa, bu defa aynı ateşe benzin dökülmüş olur. Kaynayan ve köpüren gazoz taşar. Kapağını kapatırsanız da patlar.

Örneğin;

3 Temmuz sürecinde Fenerbahçe yöneticileri şike yaptığı iddiasıyla gözaltına alındı. Ardından siyaset adeta ayağa kalktı. Bu yöneticileri kurtarmanın yolları arandı. Yasalar alelacele değiştirildi. Futbola siyasetin eli değdi.

UEFA nezdinde yapılan girişimlerde siyasetin etkisi hissedildi.

Türkiye Futbol Federasyonu üzerindeki baskılar arttı.

Hakemler sahada verecekleri kararlar konusunda farklı hesapların gölgesinde kalmaya başladı.

“Sahaya yansımadı” anlayışından, “kurumlarla kişileri ayıralım” söylemine kadar uzanan bir süreç yaşandı.

Bu örnekleri çoğaltmak maalesef mümkündür.

Türk futbol taraftarı yaşanan gelişmeleri son derece yakından takip etmektedir. Hiçbir açıklamayı, hiçbir hamleyi gözden kaçırmamaktadır.

Bu nedenle Türk futbolunun güzelliklerini koruyabilmek adına hem kulüp yöneticilerine hem de siyasetçilere aynı anda seslenmek istiyorum:

Birbirinizden medet ummayın.

Birbirinize yaslanmayın.

Birbirinizin ateşine odun atmayın.

Çünkü bu iki ateş birleşirse yalnızca futbolu değil, toplumsal huzuru da etkileyebilir. Bu yakınlaşmadan hem futbol hem de siyaset zarar görür.

Taraftar liderlerini toplayıp nasihat etmekle, çeşitli sözler almakla tribünleri kontrol edemezsiniz. Tribünleri futbola odaklayacak olanlar, öncelikle futbolu yönetenlerdir.

Yöneticilerin asli görevlerinden biri de budur. Herkes işini layıkıyla yaptığı sürece sorunların önemli bir kısmı kendiliğinden azalacaktır.

Taraftarlara da birkaç söz söylemek istiyorum:

Futbolun tadını kaçırmamak adına akıllı olun.

Asla yöneticilerin ya da siyasilerin yönlendirmeleriyle slogan atmayın.

Sloganlarınızı bir bilete değiştirmeyin.

Çünkü futbol taraftarla var olur, taraftarla yaşar. Taraftarsız futbolu düşünmek bile istemeyiz.

Hiç kimse bir futbolsever olarak tribünlerde futbolla ilgisi olmayan tezahüratlar duymak istemez. Taraftar bir mitinge değil, futbol izlemeye gelir. İnsanlar keyif almak, heyecan yaşamak ve takımlarını desteklemek için stadyumların yolunu tutarlar.

Bu heyecanı korumak hepimizin görevidir.

Aksi halde hiç kimse çoluğunu çocuğunu alıp böyle bir tribüne gitmek istemez.

Futbol; şehirlerimizin ve ülkemizin gülen yüzü olmalıdır.

Benden söylemesi…

Tekin Küçükali

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?