Kongreye Çağrı
Yeni dünyada algıyı yönetenler, parayı da yönetiyorlar. Parayı yönetme iktidarını ellerinde tutabilmek için toplumların oluşturduğu kadim değerleri acımasızca kemiriyorlar. Atalarımızın ürettiği değerleri ve algıları hoyratça kullanarak ceplerini dolduruyor, geriye kalan posayı da utanmadan o değerlerin gerçek sahibi olan millete bırakıyorlar.
Bu yozlaşma eğilimi sporda ve özellikle futbolda iyice belirginleşmiş durumda. Bazen doğru değerler kullanılarak yanlış algılar oluşturuluyor. Bir futbol takımının sevdalı taraftarının tutkusu, sevgisi ve samimiyeti istismar ediliyor. Başarıya susamış insanlara yanlış değerler pazarlanıyor. Sonra dönüp bakıyorsunuz ki, bazı taraftarlar şikeyi bile normal görmeye başlamış; hatta onu yarışın doğal bir parçası olarak kabul etmişler.
Peki Trabzonspor'un kurucu kuşakları hangi değerleri üretmişti?
Trabzonspor denildiğinde Türk futbol kamuoyunun zihninde neler canlanıyordu?
İstanbul tekeline ilk “hayır” diyebilen takım...
Haksızlıklara karşı ilk ayağa kalkan takım...
Anadolu'nun futbol altyapısını Türk futboluna hatırlatan takım...
Futbola yalnızca sportif değil, kültürel anlam da yükleyen takım...
Trabzonlu olsun olmasın, milyonlarca insanın sempatisini kazanmış İstanbul dışındaki ilk büyük kulüp...
Mazlumun sesi, haksızlığa uğradığını hisseden insanların umut kapısı...
İşte Trabzonspor'un gerçek kimliği buydu.
Trabzonspor hiçbir zaman sadece bir marka değeri olmadı. Aynı zamanda bu ülkenin sosyal ve kültürel değerlerini taşıyan önemli bir sembol haline geldi. Milliyetçisi de, devrimcisi de, muhafazakârı da, genci de, yaşlısı da, kadını da Trabzonspor'da kendinden bir parça bulabiliyordu. Sahadaki mücadeleyi anlamlı kılan da işte bu ruhtu.
Peki son 25 yılda ne değişti?
Nasıl oldu da Trabzonspor, şampiyonluk dışında hiçbir başarı ölçüsü tanımayan bir camiayken, bugün teselli kupalarına razı edilmeye çalışılan bir kulüp haline geldi?
Türkiye Kupası elbette önemlidir. Ancak Trabzonspor'un hedefi hiçbir zaman yalnızca kupalarla avutulmak olmamıştır. Trabzonspor taraftarı, kupadan çok temsil ettiği değerlerin peşindedir. Çünkü o değerler kaybedildiğinde, geriye sadece bir futbol kulübü kalır.
Son 25 yılda önceliklerimiz değişti.
Şampiyonluk hedefinden ligde kalmayı başarı sayan anlayışlara geriledik.
Türk futboluna yön veren kulüp olmaktan çıkıp, günü kurtarmaya çalışan bir görüntüye büründük.
Ama en acısı da şu oldu:
Kendi yetiştirdiğimiz futbolculara bile adalet duygusunu ve Trabzonspor kültürünü aktaramaz hale geldik.
Bu sezon şampiyonluk yaşayan eski Trabzonsporlu futbolcuların açıklamalarını dikkatle dinledim. İçlerinden yalnızca biri hariç, Trabzonspor'da yaşadıkları şampiyonluk mücadelesinden söz etmedi. Oysa yıllardır konuştuğumuz adaletsizlikleri ve yaşananları hatırlatmaları gerekirdi.
Burada Umut Bulut'u ayrı bir yere koyuyorum.
Gösterdiği karakterli duruş nedeniyle kendisini tebrik ediyorum. Umut Bulut, ilk şampiyonluğunu 3 Temmuz sürecinde yaşadığını ifade ederek birçok kişiye cesaret dersi vermiştir.
Ey büyük camia...
Lütfen hangi değerleri kaybettiğimizi görelim.
Trabzonspor'un neden yeniden lider kulüp olmasının istenmediğini düşünelim.
Neden sürekli sıradanlaştırılmaya çalışıldığını sorgulayalım.
1970'lerde üretilen o güçlü kimlikten uzaklaştığımız için bugün bu tabloyla karşı karşıyayız.
1984'ten bugüne kadar gelen yönetim anlayışlarına şöyle bir bakalım:
Borçlanmalar...
Yabancı futbolcu transfer yarışları...
Müteahhitlerin itibar mücadeleleri...
İstanbul kulüplerinin gölgesinde siyaset üretme çabaları...
Lobicilikten vazgeçilmesi...
Ve en önemlisi, sonucu önceden belirlenmiş kongreler...
Türkiye'de birçok kurumda olduğu gibi, kulüplerde de yanlış bir seçim geleneği oluşmuştur. Delegeleri mevcut yönetimler belirliyor, sonra o delegeler dönüp aynı yönetimleri yeniden seçiyor. Bu döngüyü sorgulayanlar ise kolayca hain ilan ediliyor.
Ben buradan Trabzonspor delegelerine seslenmek istiyorum:
Varsın bazıları sizi hain ilan etsin.
Ama dikkat edin de, Trabzonspor'un gerçek sahibi olan taraftar sizi vicdanında mahkûm etmesin.
Vicdanınızın sesini dinleyin.
Hatır-gönül ilişkilerinin ve delege ağalarının baskısından kurtulmanın zamanı çoktan gelmiştir.
Çünkü yıllardır verilen yanlış kararlar, Trabzonspor'un etinden her dönem biraz daha parça koparmıştır.
Üç haftadır buradan birlik ve beraberlik çağrıları yapıyorum. Ancak görüyorum ki birçok kişi hâlâ Trabzonspor'un geleceğinden çok başka hesapların peşinde.
Bugün sadece Trabzonspor ile değil, bütün Karadeniz kulüpleriyle oynandığını görmüyor muyuz?
Bir komşumuz lige çıkarken, diğerinin dibe vurduğunu görmüyor muyuz?
Bazı kulüplere can simitleri uzatılırken, bazılarına neden sırt dönüldüğünü sorgulamıyor muyuz?
Oysa biz bırakın Karadeniz'i, tek başımıza bile güçlü bir birliktelik oluşturamıyoruz.
Lobicilik işte tam da burada anlam kazanıyor.
Sözlerimi bitirmeden önce daha önce yaptığım çağrıyı bir kez daha yineliyorum:
Trabzonspor'un geleceğini kişilere değil, ilkelere emanet edecek yeni yönetim modellerini cesaretle tartışmalıyız.
"Dönüşümlü Başkanlık Modeli" önerimin yeniden değerlendirilmesini önemli buluyorum.
Trabzonspor'un geleceği, kişisel hesapların değil; ortak aklın, adaletin ve kurumsal yapının üzerine inşa edilmelidir.
Sağlıcakla kalın...
Tekin Küçükali
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?