Ölüm Vırajı


30.Haziran.2026  |   16 Görüntülenme    |      |  


Ülkemizde en fazla ilgi gören spor dalı futboldur. Futbol, insanımızın stres attığı, moral bulduğu ve umut tazelediği en önemli sosyal alanlardan biridir. Maçın olmadığı hafta sonları hepimiz için biraz daha heyecansız ve keyifsiz geçer. Bu gerçekten hareketle futbolun çok önemli bir toplumsal fonksiyona sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu hafta hepimiz adeta yeniden hayata döndük. Trabzonspor, ölüm virajını kazasız belasız dönerek bizlere adeta bir hayat öpücüğü verdi. Hele maç sonunda futbolcuların kaptanlarına sarılması yok mu... Hiç abartmıyorum; belki on beş dakika çocuklar gibi ağladım. "Biz ne günah işledik de bu günleri yaşadık?" diye kendi kendime söylendim durdum.

Her neyse, biz asıl konumuza dönelim.

Başta siyasetçiler olmak üzere toplumun beğenisini kazanmak isteyen herkes futbolu bir araç olarak kullanıyor. Futbol bazen bir siyasetçinin boynundaki atkı oluyor, bazen de bir reklam kampanyasının en etkili unsuru hâline geliyor. Zaman zaman bu güzel oyun, istismarcıların elinde amacından uzaklaştırılıyor ve adeta bir oyuncağa dönüştürülüyor.

İyi niyetle yaklaşalım. Millete ulaşmak için milletin sevdiği değerleri sahiplenmek hem siyasetçinin hem de pazarlamacının en temel stratejisidir diyelim. Ancak koca bir şehrin belediyesinin Süper Lig'de mücadele eden milyon dolarlık bir futbol takımına sahip olması anlaşılır gibi değildir.

Kimden topladığın parayı nereye ve kime harcıyorsun?

Engelli vatandaşlarımız kaldırımlarda rahat yürüyemezken, çocuklarımız spor yapacak sağlıklı alanlar bulamazken, sen milyonlarca lirayı profesyonel futbol takımına nasıl harcayabiliyorsun?

Belediyeleri incelediğimizde güçlü futbol kulüpleri kurmalarının iki temel sebebi olduğu görülüyor.

Birincisi; seçim dönemlerinde halkın futbola olan sevgisini siyasi ranta dönüştürmek. Hepimizin bildiği güzide kulüplerimizden biri bu anlayışın kurbanı olmuş, bugün ise neredeyse alt liglere kadar gerilemiştir. Belediye başkanı ile yöneticiler arasındaki anlaşmazlıkların bedelini; futbolcular, çalışanlar, iş insanları ve en önemlisi taraftar ödemiştir. Oysa o kulüp, ülkemizin başkentini temsil eden önemli bir spor markasıydı.

İkinci sebep ise belediye kulüplerinin mali operasyonlar açısından daha rahat kullanılabilmesidir. Milyon dolarlar verilerek yurt dışından futbolcular transfer edilmektedir. Çünkü futbol kulüplerimizin mali denetimleri hâlâ yeterli seviyeye ulaşmamıştır. Bu durum zaman zaman kamu kaynaklarının futbol üzerinden farklı alanlara yönlendirilmesine zemin hazırlayabilmektedir.

Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyespor...

İstanbul halkının belediyeden beklediği hangi hizmeti yerine getirmektedir? Bu kadar büyük bütçeler harcanarak kurulan takım, belediyecilik hizmetlerine nasıl bir katkı sağlamaktadır? Yıl sonunda elde ettiği kârın ne kadarını belediye hizmetlerine aktarmaktadır? Yoksa elde edilen tüm kaynak yine profesyonel futbolun içinde mi kalmaktadır?

Buradan açıkça ifade etmek istiyorum:

Kâr üretmeyen, ürettiği kârı tekrar sadece kendi yapısına harcayan belediye futbol kulüplerinin varlığı yeniden sorgulanmalıdır. Bu kulüpler, yerli yetenekleri yetiştiren altyapılar hâline getirilmeli; belli bir seviyeye ulaştıktan sonra profesyonel kulüplere dönüştürülerek elde edilen gelir şehirlerin gerçek ihtiyaçlarına aktarılmalıdır.

Oysa belediyelerin spor alanındaki asli görevi çok daha farklıdır.

Belediyelerin görevi; şehrin çocuklarına ve gençlerine spor tesisleri kazandırmak, mahallelerde spor alanları oluşturmak, yetenek taramaları yapmak, turnuvalar düzenlemek ve sporun her branşında fırsat eşitliği sağlamaktır.

Spor il müdürlükleri ve okullarla iş birliği içerisinde çalışarak hiçbir çocuğu spor eğitiminin dışında bırakmamaktır.

Asıl görev budur.

Bu ülke sadece imkânı olan ailelerin çocuklarıyla yetinmek zorunda değildir.

Parası olmadığı için atletizm yeteneğini geliştiremeyen, okul çıkışı çalışmak zorunda kalan, güreşe başlayacak minderi bile bulamayan çocuklarımızın sorumluluğu kimdedir?

Belediyelerin görevi Süper Lig'de takım yarıştırmak değil; o çocuklara spor yapabilecek ortam hazırlamaktır.

Ne yazık ki bugün birçok belediye spor tesisi yapıyor, ardından bu tesisleri ticari işletmelere kiraya veriyor. Kiracı da doğal olarak önceliği gelir elde etmeye veriyor. Sonuçta tesislerden maddi imkânı olan insanlar faydalanırken, gerçekten desteğe ihtiyaç duyan çocuklarımız yine dışarıda kalıyor.

Parası olana hizmet vermek kolaydır.

Asıl maharet, imkânı olmayan çocukların elinden tutabilmektir.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da bir belediyenin, Afrika'dan futbolcu olma hayaliyle gelen gençlere antrenman sahaları tahsis ettiğini öğrendim. Muhtemelen barınma ve beslenme konusunda da destek sağlanıyordur.

Elbette güzel bir misafirperverlik örneğidir.

Ancak aynı belediyeye şu soruyu da sormak gerekir:

Kendi ilçende yaşayan kaç güreşçi çocuğa aynı imkânı sundun?

Kaç basketbolcu, atlet ya da voleybolcu gence ücretsiz spor eğitimi verdin?

Kaç spor salonunu çocuklara ücretsiz açtın?

Kaç antrenörü belediye imkânlarıyla gençlerin hizmetine sundun?

İşte asıl sorgulamamız gereken konu budur.

Hülasa sevgili sporseverler;

Belediyelerimiz çoğu zaman vitrine oynuyor. Başarıyı Süper Lig'de takım bulundurmak olarak görüyor ve bize de bunu başarı diye anlatıyorlar. Oysa imkânsızlıklar nedeniyle spor yapamayan, keşfedilmeyi bekleyen binlerce yetenek sessizce kaybolup gidiyor.

Artık belediyelerimizi bu gösteriş anlayışından uzaklaştıracak, kaynaklarını gerçek spor eğitimine yönlendirecek yasal düzenlemeleri konuşmanın zamanı gelmiştir.

Kalın sağlıcakla...

Tekin Küçükali

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?