Spor'da Kaybolanlar


30.Haziran.2026  |   15 Görüntülenme    |      |  


Trabzonspor üzerine kaleme aldığım yazılara gösterilen ilgi ve yapılan samimi yorumlar için tüm okuyucularıma gönülden teşekkür ediyorum. Her bir yorumda camianın içinde yanan kor ateşi hissediyorum. Bu ateş zaman zaman üsluba da yansıyor; ancak Trabzonspor camiasının böylesine canlı, duyarlı ve birbirini yakından takip ediyor olması aslında en büyük gücümüzdür.

Yapılan eleştiriler, farklı bakış açıları ve anında verilen tepkiler gösteriyor ki bu camia hâlâ meselelerine sahip çıkmaktadır.

Ancak artık yeniden asıl gündemime, yani sporda eğitim meselesine dönmek istiyorum.

Öncelikle bir hususu açıklığa kavuşturmalıyım.

Eğitim konusunu gündeme taşımamın amacı camiayı farklı bir yöne çekmek ya da gündemi değiştirmek değildi. Aksine, sahada gördüğüm bazı gerçekleri sürekli dile getirmenin Trabzonspor'a daha fazla zarar vereceğini düşündüm. Bu nedenle söyleyeceğimi söyledim ve işin başındaki insanların yaşanan sıkıntılara odaklanmasını bekledim.

Bu tamamen samimi ve iyi niyetli bir duruştur.

Kimse bundan farklı anlamlar çıkarmamalıdır. Her görüşe ve her eleştiriye saygım sonsuzdur. Zaten ben bir köşe yazarı değil, düşüncelerini samimiyetle paylaşan bir Trabzonspor sevdalısıyım.

Bir başka konu ise "gizli görev" yakıştırmaları...

Doğrusunu söylemek gerekirse buna biraz kırıldım.

Beni tanıyanlar bilir; çocuk yaşta yetim kalmış, yokluğu ve yoksulluğu yaşayarak büyümüş bir insanım. O günlerde Allah'ın yarattığı kula kulluk etmediğim gibi, namerde de boyun eğmedim. Beni satın alabilecek ne bir makam ne de bir servet bugüne kadar üretilebildi.

Benim tek zaafım vardır:

Düşenin elinden tutmak...

Ayağa kalkmasına yardımcı olmak...

İnsanlara hizmet edebilmek...

Belki bunun bedelini defalarca ödedim ama bundan da hiçbir zaman pişman olmadım.

Bugün de aynı anlayışla yaşamaya devam ediyorum.

Benim görevlerim gizli değil; tam tersine açıktır, şeffaftır.

Trabzonspor'a ve Trabzon'a karşı kendimi her zaman sorumlu hissederim.

Bu sevda hayatımın her alanına işlemiştir. Evimin numarası 61, telefonumun son rakamları 6161, aracımın plakasının sonu yine 61...

Bütün bunlar gösteriş değil, gönül bağıdır.

Eleştiren dostlarımızın da niyetlerinden şüphem yoktur. Onların da derdi Trabzonspor'dur.

Bugün bir yönetim "sabredin, toparlayacağız" diyorsa, bize de beklemek düşer.

Daha önce söylediğim gibi; bazen kızılcık şerbetini içmek gerekir.

Bu nedenle şimdilik susmayı tercih ediyorum.

Çünkü mesele Trabzonspor'dur.


Şimdi gelelim Türk sporunun en temel sorununa...

Eğitim meselesine.

Geçen yazımda sorunları genel hatlarıyla ortaya koymuştum.

Bugün ise bunun neden önemli olduğunu gerçek bir hikâye üzerinden anlatmak istiyorum.

Aydın'ın küçük bir beldesinde yaşayan 12 yaşındaki Erkan Kanöz...

Anne ve babası o daha doğmadan ayrılıyor.

Hayatını anneannesiyle birlikte, tek odalı kiralık bir evde sürdürüyor.

Sizce bu çocuk bir sporcu gibi beslenebilmiş midir?

Elbette hayır.

Üstelik o günlerde sporcu olduğunun bile farkında değildir.

Bir gün yalnızca arkadaşını izlemek amacıyla bir halter müsabakasına gider.

Orada bulunan deneyimli bir antrenör, tesadüfen Erkan'daki yeteneği fark eder.

İşte her şey o gün başlar.

Henüz 18 ay içerisinde farklı kategorilerde Türkiye şampiyonlukları kazanır.

Peki bu hikâyenin özeti nedir?

Tek kelimeyle...

Tesadüf.

Ortada onu keşfeden planlı bir sistem yoktur.

Onu izleyen bir okul yoktur.

Takip eden bir Gençlik ve Spor teşkilatı yoktur.

Fark eden bir belediye yoktur.

Yönlendiren amatör kulüpler yoktur.

Ailesi zaten yoktur.

Sadece işini seven bir antrenör vardır.

Ve o antrenör sayesinde ortaya çıkan büyük bir yetenek...

Bugün sporumuz maalesef büyük ölçüde tesadüflere emanet edilmiştir.

Oysa aileden başlayıp üniversiteye kadar uzanan planlı bir sistem kurulabilse, dünyanın en başarılı sporcularını yetiştirecek potansiyele sahip bir ülkeyiz.


Bugün ne yazık ki herkes yalnızca futbol diyor.

Bakanlık futbol diyor.

Okullar futbol diyor.

Kulüpler futbol diyor.

Belediyeler futbol diyor.

Aileler de doğal olarak futbol diyor.

Bu yüzden Merzifon Belediyesi'nin bir halter takımı kurduğunu duyduğumda hem şaşırıyor hem de gurur duyuyorum.

Çünkü farklı branşlara yatırım yapan her kurum geleceğe yatırım yapmaktadır.

Futbolu elbette seviyoruz.

Bu satırları yazabilmemizde bile futbolun önemli katkısı vardır.

Ancak her çocuk futbolcu olamaz.

Ülkemizde güreşte, boksta, halterde, atletizmde, karate ve onlarca farklı branşta keşfedilmeyi bekleyen binlerce yetenek bulunuyor.

Bizim görevimiz bu çocukları fark edebilmektir.

Onları yalnızca futbol sahalarına değil;

güreş minderlerine,

halter salonlarına,

karate ve tekvando salonlarına,

atletizm pistlerine,

ringlere yönlendirebilmektir.


Kalıcı başarı ancak sistemle gelir.

Bunun için de ailelerin, okulların, Gençlik ve Spor teşkilatının, belediyelerin, amatör kulüplerin, profesyonel kulüplerin ve sivil toplum kuruluşlarının aynı hedef doğrultusunda birlikte hareket etmesi gerekir.

Tesadüflerle değil;

planlamayla...

Sistemle...

Eğitimle...

Başarıyı kalıcı hâle getirebiliriz.

Bir sonraki yazımda bu spor eğitim sisteminin nasıl kurulabileceğine ilişkin düşüncelerimi paylaşacağım.


Özel Not

Trabzonspor'un haklarını ulusal medyada cesurca savunduğu için görevinden ayrılmak zorunda kalan Sayın Sedat Tunalı'ya geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Kalemiyle ve yüreğiyle Trabzonspor'un yanında duran insanların yalnız bırakılmaması gerektiğine inanıyorum.

Bu konuda verilecek en güçlü cevap; sağduyulu, birlik içinde ve yapıcı bir duruş sergilemektir.

Çünkü kişileri değil, fikirleri yaşatmak esastır.


Sağlıcakla kalın...

Tekin Küçükali

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?