Şiddetin Kaynağı Taraf Olmaktır
Yapılan kongreden maalesef sadece ibra çıktı. Trabzonspor Kulübünün geleceği adına bizi heyecanlandıracak ya da umutlandıracak hiçbir açılım göremedik. Kandırmaca projeler havada uçuştu. Kongre sonrası çöpçüler her şeyi süpürüp çöpe attılar. Sizin anlayacağınız “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”
Biz üzerimize düşen sorumluluk bilinciyle gerekli uyarılarımızı yaptık. Ancak gördük ki, sütümüzü yere sağıyormuşuz. Şu uyarıyı da yaparak bu konuyu kapatmak istiyorum. Delegeler tarafından ibra olmak kimseyi aldatmasın. Futbolda her maç aslında bir kongredir. Gerçek delegeler de taraftarlardır. Kongrelerde üstü örtülen problemler bakarsınız bir maç sonunda yeşil sahanın tam ortasında kendisini gösterir. O zaman ne demek istediğimiz belki anlaşılabilir. Hiç unutulmasın diye şöyle bir ifade kullanmak isterim: VİCDANLAR ARINMADAN KONGRELER İBRA EDİLMİŞ SAYILAMAZ.
Türk futbolunun en büyük problemi olan şiddet konusunu ele almamız gerektiği kanaatindeyim. Son günlerde şiddet sadece futbol değil, sporun tüm dallarına yayılmaya başladı. Bu şiddet kanseri futbolumuzda kök saldı. Şimdilerde bakıyorum basketbola da yansıyor. Daha da vahim olanı, takım taraftarları arasındaki şiddet duyguları engelli sporcularımızı bile kuşatmış durumda. Engellilere bile acımayan, böylesine kararlı bir şiddet hastalığına nasıl düştük?
Spor müsabakalarında ve özellikle futbolda artan şiddetin nedenlerini yine konuşuruz. Ancak ben önemli bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.
Engelli sporcularımıza reva görülen bu şiddet sahnesi Trabzon’da yaşansaydı acaba neler olurdu? Herhalde medya her akşam bu görüntüleri gündeme getirir ve Trabzon’a girişleri yasaklamaktan bile bahsedebilirdi. Şiddet İstanbul kökenli olunca, belli kulüplerin taraftarlarının geldiği noktayı gözler önüne serince tüm perdeler kapandı. Manzara hafızalardan silinmeye çalışılıyor. Polis arabalarını ters çevirip etrafında yerliler gibi dans etmeyi maharet sayan zihniyetler şimdi de gözünü engellilerin tekerlekli arabalarına dikmiş görünüyorlar.
Çocuklar haklı. Hangi haltı karıştırırlarsa karıştırsınlar, akşam ekranlarda kendilerini canla başla savunan lobici abilerini buluyorlar. Hiçbir neden yokken misafir konumundaki Manchester United futbolcularına şiddet girişiminde bulunan çocuklarımızı abileri kanal kanal gezip savunmadılar mı? Tüm lobici ajanlarını devreye sokup bu yanlışları haklı olarak ayıplayan insanları hedef haline getirmediler mi?
Geçen gün bir spor programında, son bir yılda futbolda yaşanan şiddet görüntülerinden oluşan potpori sunuldu. Şiddet kesintisiz olarak tam 25 dakika sürdü. Seyrederken futbol adına üzülmekten gözlerim doldu. Futbolda şiddet görüntüleriyle terörist eylemler arasında inanılmaz benzerlikler vardı. Ancak daha acı olanı ise, haftalardır savunduğum lobiciliğin şiddetin kölesi haline gelmiş olmasıydı. Lobiciler şiddeti mazur göstermekle meşgul oluyordu. Haklı ve mazlum olanlar ise lobicilik yapamadıkları için atılan çamurlarla kirleniyorlardı.
Bu şımarıklığın ve aymazlığın arkasında hangi yanlış var? Benim kanaatim çok net: “Futbolumuzun siyasete alet edilmesi.” Tarih boyunca rekabeti şiddetsiz yürütememiş olan siyaset kurumu kendi hırçınlığını futbola da bulaştırmış durumdadır. Aklıselim taraftarlarımız ise bu oyunun farkındadır. Nitekim futbolcuların belli ki zorla ellerine tutuşturulmuş siyaset kokan pankartla sahaya çıkmalarına taraftar cevabını oracıkta vermiştir.
Futbolun gerçek taraftarları taraf olmamaya gayret etmektedir. Çünkü taraftar şunu çok iyi bilmektedir: “Eğer futbolumuza siyasi söylemleri bulaştırırsak, futbol denilen bu keyfimizi kaybederiz. Keyfimiz kaçar.” Buradan hareketle cesur ve onurlu yürekler kötülüğe ve kötülere sırt çevirmesini bilmişlerdir. Gömleklerinin arkadan yırtılması onların umrunda bile olmamıştır. İnanırlar ki siyaset gücünü hep ayırımlardan almıştır. Bunun karşısında birleştirici unsur sanattır, spordur, kültürdür, inançtır. Acımasız siyaset bunların üzerine çıkarsa taraftarı KAŞKOLUYLA FORMASIYLA ATKISIYLA SPORUN ÇÖPLÜĞÜNE GÖMERLER.
Futbol müzik gibidir. Evrensel bir dili vardır. Taraftar futbolu izlerken sanki kemençenin kıvraklığını yakalar, kavalın insanı okşayan sesini duyar, zurnanın kanları kaynaştıran sıcaklığını hisseder, davulun coşkusuna kapılır.
Buradan söylüyorum: Artık Türk futbolunun üzerine daha fazla gelmeyin. Taraftarı taraf olmaya zorlamayın, onu futboluyla baş başa bırakın. Zaten bu toplumun elinde avucunda bir futbol sevdası, futbol taraftarlığı kaldı. Onu da taraflar üreterek dağıtmayın.
Bir toplumun üç temel ortak değeri vardır: Spor, sanat ve inanç. Bu değerlerin sevdalıları, vefakar ve cefakar taraftarları vardır. Toplumun huzurunu aslında bu taraftarlıklar sağlar. Ancak biz bu taraftarlıkların içine “taraf olma” virüsünü sokarsak karşımıza şiddet çıkar. Futbolda şiddetin elbette çok çeşitli nedenleri vardır; ancak şunu kesin olarak tespit etmek gerekir:
Futbolda şiddetin temel kaynağı taraf olmak hastalığıdır. Çünkü taraf olma eğilimi futbolumuzdaki adaletsizlikleri doğurur. Adaletsizlikler ise şiddet duygusunun akıl hocasıdır.
Futbolda şiddet konusuna devam edeceğiz.
Sağlıcakla kalın….
Tekin Küçükali
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?