Futbolun Asıl Sahibi Taraftardır


01.Temmuz.2026  |   17 Görüntülenme    |      |  



Önce bu yazımı tamamen okuyucularımın yorumlarına ayırmayı düşündüm. Her yazımın yorum bölümünde ateşli tartışmalar yaşanmaya başladı. Trabzonspor camiasını uyarma ve uyandırma görevimizi yapmaya başladık. Elhamdülillah.

Bir başka nokta daha beni bahtiyar ediyor. Yazılarımı okuyanların ve yorumlayanların bilgi ve kültür seviyeleri oldukça yüksek. Yorumlara baktığınızda seviyeli ve ölçülü bir üslubu da fark ediyorsunuz. Fikir tartışmalarının yaşandığını görmek ayrıca memnuniyet veriyor. Bu durum beni daha fazla kamçılıyor. Ancak kendimi frenliyorum. Çünkü bizler ilke ve düsturlar etrafında kenetlenmek durumundayız. Gündelik söylemlerle savrulamayız.

Yorumları hangi yönde olursa olsun, tüm okuyucularıma ve yorumcularıma teşekkür ediyorum. Zira emek vererek düşüncelerini benimle ve diğer okuyucularımızla paylaşıyorlar. Emek kutsaldır; altın gibi ateşten süzülerek meydana gelir. Ona paha biçilemez, saygıyı hak eder.

Türkiye'de futbolun yönetimi ile "taraf olmak" olgusunu ele almamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bizde suni taraflar oluşturulmuş durumdadır. Siyasi taraflar, toplumsal taraflar, ekonomik taraflar… Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Demek ki taraf olmak, kimliğimizin bir parçası hâline gelmiştir. "Taraf olmak ya da olmamak meselesi" toplumumuzun sosyolojik bir problemi olarak önümüzde durmaktadır.

Bir de "derin tarafı" olanlar vardır. Bunlar hiçbir şekilde taraftar değildir. Ancak kritik zamanlarda güçlüden yana taraf olurlar. Bu gibilerin toplumumuz üzerinde oluşturduğu baskıdan bir türlü kurtulamıyoruz. Maalesef hâlâ ideolojik tarafımız, tavırlarımızı ve yorumlarımızı belirlemektedir.

Sevgili okuyucular,

İdeolojinin belirleyici olamadığı alanları hiç düşündünüz mü? Spor ve futbol... Bir de sanat elbette. Bunlar evrenseldir. Bunların dini, dili, meşrebi ve mezhebi olmaz; olmamalıdır. Eğer futbol bu tür ayrımcılıklara maruz kalırsa ruhunu kaybeder.

İdeolojiler evrensel değildir. Çoğu, toplumun tamamı tarafından kabul edilmiş değerler de değildir. Kendilerince bir toplum ve dünya tahayyülü ortaya koyarlar. Bu hayaller uğruna insani birçok tavır ve davranışı baskı altına alırlar. Beyinlere zincir vurma hevesindedirler.

Milletimizin önemli fikir adamlarından merhum Cemil Meriç, ideolojiyi azınlık gruplarının fikirleri olarak tanımlar. Tüm toplumu kucaklayıncaya kadar ideolojik yaklaşımları toplumsal değer olarak kabul etmez. İnsani değerleri özgürce yaşamanın en zor iş olduğundan bahseder.

Ayrımcılıkların, ideolojik çatışmaların, siyasi tartışmaların, mezhep ve etnik çatışmaların sirayet edemediği en masum alanlardan biri futbol taraftarlığıdır. Şöyle bir baktığımızda taraftar olmak, en doğal ve en insani tarafımızdır.

Gelmek istediğim nokta şudur:

Futbol sevdasına ve futbol taraftarlığına siyaset bulaştırmak, futbolu kirletmektir; futbolu esaret altına sokmaktır. Örneğin Trabzonspor'u yönetirken siyasi yaklaşımlardan yararlanmak Trabzonspor'a ihanettir.

Eğer hakkın taraftarı olmak durumundaysanız ya da vatanın bütünlüğü söz konusuysa futbol taraftarlığınızı bu konular halloluncaya kadar askıya alabilirsiniz. Bunun dışında her şartta futbolun yanında ve futbolun tarafında olmalıyız.

Hâlbuki günümüzde futbolu yöneten kulüp başkanlarının en büyük derdi siyasettir. Siyaset futbola, futbol da siyasete alet edilmektedir. Bu iki farklı alanın iç içe geçmesi futbolu yönetmeyi de dürüst bir futbol taraftarı olmayı da oldukça zorlaştırmaktadır. Bunun vereceği tahribatı onarmak hiç kolay değildir.

Aslında futbol üzerinde oyun oynayanlar, taraftarın hakkı olan futbolu yönetme ve futbola yön verme yetkisini usul usul taraftarın elinden almaya çalışmaktadırlar. Kendilerince kararlar alarak taraftarın aklını çelmenin derdine düşmüşlerdir. Bir başka ifadeyle, futbol camiasının azınlıkları sayılabilecek bu ideolojik yöneticiler, taraftar adına hareket etmektedirler.

Bakın mesela, taraftara sorulmadan ve danışılmadan gündeme getirilen bir ödül meselesi var. Millî takımımızın 500. maçı öncesinde verilen hizmet ödülleri, futbolun siyaset tarafından nasıl gölgelendiğinin tipik örneklerinden biridir. Herkes bu ödüllerin hangi ölçülere göre verildiğini merak ediyor.

Siyaset, bürokraside kadrolaşacağı zaman öyle ölçüler koyarmış ki o ölçülere yalnızca kendi düşündüğü kişiler uyarmış. Aynı anlayış burada da uygulanmış gibidir. Allah'tan ödül almak için milletvekili olma şartı koymayı akıl etmemişler.

Ortak akıl, millî takımımızı dünya üçüncüsü yapan Şenol Hoca'yı da unutmamış. Öyle ya, şike sürecinin en büyük mağdurlarından birine ödül verirsek, yaşananları da güzelce örtbas etmiş oluruz diye düşünülmüş olmalı.

Şenol Hoca bu tuzağa düşmeyerek daveti reddetmiştir. Kendisini bu doğru tespiti ve tavrı nedeniyle tebrik ediyorum.

Bu vesileyle Şenol Hoca'ya şunu da söylemek istiyorum: Zaman zaman yaptığımız eleştiriler, seni gönlümüzde çok yukarılara koymamızdandır. Trabzonsporumuzun müzesindeki nice kupada senin emeğin ve alın terin vardır. Bunu unutabilir miyiz? İşte tam da bu yüzden, vasat bir takım karşısında seni çaresiz görmek bize dokunuyor.

Biz siyasetçilere 1996 yılında bir şampiyonluk kupası verdik. 2011-2012 sezonunda da bir şampiyonluk kupası daha verdik. Demek ki seçilen kurban her nedense hep biz oluyoruz. Anlaşılan o ki derin tarafı olanların ne adaleti ne de insafı var.

Siyasetçilerin anlayacağı bir dil vardır elbette. O dil de taraftarın dilidir. Taraftar konuştu mu herkes mesajını alır. Bu da böyle biline.

Sonuç olarak yaşanan bu olayları analiz ettiğimizde, siyasetin koca gövdesiyle futbolun üzerine düştüğünü söyleyebiliriz.

Bu nedenle Trabzonspor başta olmak üzere tüm futbol camiasına sesleniyorum:

Kimsenin ya da hiçbir şeyin tarafı olmayın; sadece futbolun taraftarı olun. Aksi hâlde siyaset, futbolun ruhunu çalmış olur.

Futbolun yönetimi ile siyasetin eli arasındaki iş birliği konusuna, şike örneği çerçevesinde gelecek yazımızda devam edeceğim.

Sağlıcakla kalın...


Tekin Küçükali

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?