Yönetim Ve Usul


01.Temmuz.2026  |   14 Görüntülenme    |      |  


Trabzonspor'da para ve insan yönetimi konusu açılınca önüme vahim tablolar döküldü. Çoğuna inanmak istemedim. Ancak kafamı kurcalayan, bana göre ciddi meseleleri de göz ardı edemedim. Biz daha evvelki yazılarımızda temel bir tespit yapmıştık. Kulüplerimizi profesyonelce ve uluslararası standartlara uygun yönetmeliyiz demiştim. Buradan hareketle bakarsak, sorumlular kara kara böyle bir yönetim sistemine nasıl geçeceklerini düşünüyorlar. Aldığım güvenilir haberlere göre taslak çalışmalar devam ediyormuş. Kulüpler Birliği'nin önerileri bekleniyormuş. İnşallah şike yasasında olduğu gibi sonradan pişman olmayız. Yasa gündeme geldiğinde bu konuya ayrıca değineceğiz.

Size problemin kökenine inerek bir örnek vereyim. İstanbul Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası'nın spor bölümüyle ilgili raporundan şu çarpıcı rakamları çıkardım. Örtbas federasyonu bütçesinden amatör bir futbolcuya eğitim amacıyla sadece 122 TL ayrılıyor. Bu amatör futbolcu kardeşimiz 122 TL ile eğitim alacak, kendisini geliştirecek, önemli adımlar atacak ve profesyonelliğe hazırlanacak. Bu büyük katkıyla belki de ithal ettiğimiz futbolculardan daha eğitimli olacak! Ne diyeyim; ağlanacak hâlimize kargalar bile güler.

Aynı örtbas federasyonu profesyonel olmuş bir futbolcuya ise 12.000 TL kaynak ayırıyor. Amatör genç için ayrılan paranın yaklaşık yüz katı. Allah aşkına, aklı eren biri bana bu sistemin doğru olduğunu söyleyebilir mi? Hâlbuki profesyonel bir futbolcudan çok daha fazla amatör futbolcunun bu paraya ihtiyacı var. Ne diyeyim, Allah akıl fikir versin.

Bugünlerde her şeyin yerli üretimini yapmak için kolları sıvamışız. Ancak futbolda hâlâ en büyük ithalatçı durumundayız. Şimdi birlikte kendi insanımıza verdiğimiz eğitim değerlerine baktık. Gelin futboldaki rakamları da karşılaştıralım. Neyin rakamlarını? Aldığımız futbolcularla, yani ithalatını yaptıklarımızla; yurt dışına gönderdiğimiz, yani ihracatını yaptığımız futbolcular arasındaki farkları...

Şöyle bir geri yaslanalım ve gerçeklerle yüzleşelim. Örtbascılar nasıl böyle bir başarı öyküsü yazmışlar bakalım. İhracatımızın ithalatımızı karşılama oranı yüzde biri bile bulmuyor. Demek ki futbolda yıllardır dış ticaret açığı veriyoruz.

Şunu anlarım; kaliteli petrol bu topraklarda çıkmıyor. Ama Anadolu insanının mayasında futbolculuk mu yok? Anadolu insanı bu işi bilmiyor mu? Asla kabul etmiyorum. Böyle bir cümle kurduğum için de fevkalade üzgünüm. Ancak bu işlerden ve bu yanlış uygulamalardan dolayı birilerinin utanması gerekir. Bu canım ülkenin kaynaklarını hovardaca harcayanlar bilmelidir ki kul hakkı, hakların en önemlisidir. Yetmiş beş milyon insanın hakkını vermelisiniz. Hepimizin eli yakanızda olacaktır. Ben şahsen hakkımı peşinen söyleyeyim; helal etmiyorum.

Sevgili futbolseverler,

Futbol kulüplerini borçlandırıp sonra da kendisini kahraman ilan ettirmek hevesinde olan uyanıkların düzeni bozulmalıdır. Futbolun sevgi psikolojisiyle ayakta durduğu unutulmamalıdır.

Şimdi birlikte düşünerek yol almaya çalışalım. Trabzonspor, 2007-2008 yıllarındaki temettü paylarını dağıtmamak için her yola başvurmuş, işi de bugünlere kadar getirmiş. Kimse şunu hiç hesap etmemiş mi? Bu yatırımcıların çoğu Trabzonspor taraftarıdır. Uyguladığınız menfaatçi politikalar yüzünden bu insanların nefretini kazanıyorsunuz. Kaldı ki taraftar olsun ya da olmasın, insanlar Trabzonspor hakkında olumsuz bir algıya sahip oluyor. Parayı yöneteyim derken insanı kaybediyorsunuz.

Yeri gelmişken sizinle şu kesin kanaatimi paylaşmak istiyorum:

Paranın yerine insanı koymadığınız sürece şampiyonluk gelmez.

Kulüp yönetiminde para ve futbolcu ilişkisine değinmişken iki konuyu daha irdeleyelim.

Birincisi, Selçuk İnan hadisesi. Bu futbolcu, Galatasaray'a gitmeden önce başlayan ve Galatasaray'a gittikten sonra da devam eden bir anlayışla Trabzonspor futbolcularını yanlış yönlendirmekle meşgul. Trabzonspor'dan nasıl futbolcu koparırım düşüncesiyle hareket ediyor.

Sevgili Selçuk, yanlış yol seçme. Vefasızlık, insani davranışların en kötüsüdür. Fare olup çuvalın ağzı dururken dibini delme. Gün olur, harman olur. Ekmek yediğin yeri unutma. Spor camiası genelinde, Trabzonspor özelinde vefasızlar unutulmaz. Nereden nereye geldiğini bilmek bile bir erdemdir.

Ancak bu çocuklara karşı değerlerimizi elimizde tutacak insan yönetimini beceremeyenlerin ısrarını da anlamak mümkün değil. Ne yazık ki yeni ayrılık haberleri duyuyorum. Bazı oyuncuları elimizde tutamıyoruz. Kimse "Ne yapalım, bu şehirde durmuyorlar." demesin. Gelirken şehir başka, şimdi başka mı? Buradan şu sonuç çıkar: Trabzonspor, oyuncularını elinde tutacak stratejileri geliştirememiştir.

Sormak isterim: Aldığımız yabancı futbolculardan hangisini aldığımız fiyatın üzerinde satabildik? Her gün yeni bir sürprizle karşı karşıyayız.

İkinci konu ise zaman zaman futbol kulüplerinde ortaya çıkan ekipçiliktir. Bu durum, kulüplerde insan yönetiminin ne kadar dikkatli yürütülmesi gerektiğini tartışmasız ortaya koymaktadır. Elbette her takımın sevilen, öne çıkan lider oyuncuları vardır. Ancak bu liderlik ekipçiliğe dönüşürse takıma zarar verir. Futbolcuları yönetemezsiniz. Hele hele yetenekleri hiç yetiştiremezsiniz.

Önce hocanın iradesi zayıflar, sonra yönetimin. Futbolcuların birbirini kıskanmasını önleyemezsiniz. İşte futbolcuları yönetmek derken kastettiğim incelikler bunlardır.

Yıllardır görevde olmalarına rağmen hâlâ kulübü küçük düşüren hareketlere şahit oluyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ret kararını görür görmez, davanın usul yönünden reddedildiğini benim gibi birçok kişi anlamıştır. Fakat yetkili ağızlardan biri, belki de birincisi olan Ankara menşeli avukat Sayın Haluk Pekşen son noktayı net olarak koydu:

"Bu dava usul yönünden reddedilmiştir. Sayın Başkan, şayet ilgili davaya bakan avukata ödeme yaptıysanız geri alınız."

Bu söz şu anlama gelir: "Siz bu işlerden anlamıyorsunuz ve bizi de rezil ettiniz. Madem yol yordam bilmiyorsunuz, neden boyunuzdan büyük işlere kalkışıyorsunuz?"

Derdimiz büyük.

Ey Hak, derman yok mu?

Kulüp yönetimindeki para ve insan yönetimine devam edeceğiz.

Sağlıcakla kalınız...


Tekin Küçükali

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?