Sosyal Trabzonspor
Trabzonspor algısı nasıl yönetilmelidir? Trabzonspor, futbolla ilgili olan ya da ilgili olmayan tüm insanlarımızın kafasında nasıl bir kimliği temsil etmelidir? Trabzonspor marka değeri, hangi işler yapılarak daha ileri seviyelere taşınabilir? Birkaç haftadır bu soruların cevabını arıyoruz. Bu arayışımızda temel hedefimiz nedir? Elbette ki her zeminde güçlü bir Trabzonspor.
Bir camianın yöneticileri vardır. Taraftarları vardır. Doğal destekçileri vardır. Ancak bir de potansiyel sempatizanları vardır. Büyük kulüp olmanın en temel göstergesi taraftar çokluğu değildir. Güçlü bir ekonomiye sahip olmak da değildir. Bunlar yetmez. Toplumun tüm kesimlerinde sempatizanların olması gerekir. Futbolla ilgili olmayan bir vatandaşın bile Trabzonspor denilince sempati duyacağı bir vakıa aklına gelmelidir. Kimlik ve marka değeri böyle bir şeydir. Aksi halde güçlü ve paralı yöneticileriniz (hoş, böyle yöneticilere de sahip değiliz ya!) işbaşından gittiğinde gariban bir Anadolu takımına dönüşüverirsiniz.
Futbolda gücün temel kaynağı insandır. İnsanları yanınıza alamazsanız ne kadar çok taraftarınız olursa olsun başarılı olma şansınız yoktur. Bakıyorum son dönemde para, tüm kulüplerimizi esir aldığı gibi taraftarlarımızın tavırlarını da etkiler hale gelmiş. Kimse gönüllerin fethedilmesinin derdinde değil. Gönülleri fethetmeyi abesle iştigal olarak görüyor.
"Gladyatör" filminde ders alınacak çok güzel bir sahne vardır. Maksimus denilen komutan gladyatör olarak arenaya ilk defa çıkarken tecrübeli efendisi ona şöyle bir tavsiyede bulunuyor:
"Dövüşü boş ver, seyirciyi kazanmaya bak."
Elbette futbol arenasına çıktığınız zaman hayatta kalmak, kazanımlarınızı korumak için bir mücadele vereceksiniz. Ancak sizi uzun vadede zafere ulaştıracak şey, seyirci denilen o geniş kitlelerin gönlüne girebilmektir.
Örneğin Trabzonspor denilince; futbolla çok ilgilenmeyen, arada bir göz ucuyla atılan güzel gollere bakan bir hâkim, savcı, mühendis, pilot ya da doktor ne algılıyor? Yaşadığımız topluma ait bir değer hatırlayabiliyor mu?
Bir başka ifadeyle Trabzonspor sosyal alanda, sosyal projelerin içinde var mı?
Sadece taraftarla bir yere varamayız. Trabzonspor bazı sivil toplum örgütleriyle, vakıflarla ve sosyal hizmet amaçlı kuruluşlarla ortak projelere imza atmalıdır. Yaptığı insani faaliyetlerle futbolla ilgisi olmayan bir vatandaşımızın gözlerini yaşartabilmelidir. Trabzonspor Kulübünün insani yardım kuruluşlarıyla dirsek teması olmalıdır.
Örneğin Van ilimizde deprem oldu. İnsanlarımız, çocuklarımız ve gençlerimiz aylarca çadırlarda yaşadılar. Haftanın önemli maçlarını o büyük afete rağmen seyretmek için çadır çadır dolaşan futbolseverler vardı. Peki futbol kulüplerimiz oraya uğradı mı?
Trabzonspor, kışlık ürünlerinden oradaki insanlara yardım yaptı mı? Tüm yöneticileri ve tüm futbolcularıyla Van'a uçakla inip lisanslı giyecek ürünlerini depremzedelere dağıtmayı akıl edebildi mi?
Biz hem Trabzonspor'dan hem de her gün "en büyük kulüp biziz" diye caka satan diğer kulüplerimizden böylesine sosyal duyarlılık içeren davranışlar göremedik.
Neden biliyor musunuz?
Futbolu hep sahada olup bitenden ibaret görüyoruz da ondan.
"Şike sahaya yansımadı." safsatası da bu cahilce zihniyetin bir ürünü değil mi?
Hâlbuki futbol haftada bir kez oynanır; ancak futbola ait sosyal davranışlar ve sosyal değerler hafta boyunca yaşanır, konuşulur.
İşte güç, bu davranışları sergileyebilen ve bu değerleri toplumla doyasıya yaşayabilen futbol kulüplerinin ellerinde olacaktır. Çünkü gücün kaynağı belki taraftarın olmayan, ancak sana düşman da olmayan, hatta sana karşı sempati duyan geniş toplum kesimleridir.
Bu insanlar;
"Trabzonspor farklı bir kulüp kardeşim. Futbol üstü işlere imza atan, sosyal yönleri olan bir kulüp."
dediği an Trabzonspor'un sırtı yere gelmez.
İşte o zaman en güçlü lobi ağı Trabzonspor'un olur. Çünkü senin hakkını savunan bir sempatizan, aynı zamanda topluma ait bir değeri savunma adına bu desteği vermiş olur.
Bırakın cüzdanlar kimin için çalışırsa çalışsın, vicdanları arkasına alanlar nihayetinde galip gelecektir.
Trabzonspor ile sosyal değerlerimiz arasında gerekli olan bağı kurduğumuz anda emin olun hiç kimse bizim hakkımızı yemeye cesaret edemez. Ancak bizler de "hangimizin cüzdanı daha kabarık?" yarışına girersek ve bu yarışta da yenilirsek şikâyet hakkımız olmaz. Milletin karnı bu Şark kurnazlıklarına toktur.
Bakın her hafta vahim hakem hataları oluyor. Bu hafta piyango bize vurdu. Kimsenin umurunda değil. Çünkü yarışın kuralları böyle ahlaksızca kurulmuş. Temelden bir duruş sergilemeyince bu hatanın sizi yıkmasına da karşı gelemezsiniz.
Hülasa; futbolu sosyal hayatın bir parçası olarak görmez ve sosyal değerlerle donatmazsak algıyı da yönetemeyiz, lobicilik de yapamayız.
Bitirmeden önce Bursaspor Başkanı Sayın İbrahim Yazıcı'ya geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Bir sonraki yazımdan itibaren algı yönetimi ve para konusuna başlayacağım.
Sağlıcakla kalın…
Tekin Küçükali
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?