Takımın Gerçek Ruhu: Taraftar
Maçlara fazla kafayı takmayayım, daha temel konuları futbolseverlerle paylaşayım diyorum; ancak dayanmak mümkün değil. Trabzonspor’un rakipleri yenilince kendisinin de yenilmesi ya da beraberliği zor bela mı alması gerekiyor? İlk yarı tam bir fiyasko. Futbolcular zombi gibi geziniyorlar sahada. Avni Aker’de Mersin karşısında tel tel dökülüyoruz. Hoca, Mersin’e atılan gole Barcelona’ya atılmış kadar seviniyor, havalara uçuyor. Kendimi çok kötü hissettim. Gençlere ve çocuklara bu Trabzonspor’un nesini anlatabilirdim?
Dün futbol kimliğimiz, elli yıldan bu yana dişimizle tırnağımızla kazandığımız imajımız yerlerdeydi.
Bir taraftar olarak başımı ellerimin arasına alıp derin düşüncelere daldım:
Futbolcular profesyonel. Sözleşmeleri ölçüsünde oynamanın peşindeler. Yöneticiler kötü gidişi örtmek için şike konusunu uzatmaya gayret ediyorlar. Bana göre uzatmaları oynuyorlar, farkında değiller. Diğer çalışanlar, Trabzonspor yenilse de yense de maaşlarını alıyorlar. Köfteci sonuca bağlı olmaksızın satışlarını yapıyor. Gazeteciler belki yenilse daha fazla prim yapacağımız malzeme çıkabilir diye düşünüyorlar. Hoca derseniz, beraberlik golünün görevdeki ömrünü uzattığını fark etmişçesine sevindiğini hep birlikte gördük.
Profesyonellerin umurunda bile değil.
Peki, kimin umurunda?
Taraftarın umurunda.
Profesyonellerin tümü bu takımdan para kazanıyor, geçim sağlıyor, ekmek yiyor. Bu takım üzerinden para kaybedenler hep bu takıma gönül verenler, bu takıma inanan taraftarlar.
Profesyonellik ruhsuzluk değildir beyler!
Sözü nereye getireceğim?
Bir futbol kulübünün gerçek sahibi taraftarıdır.
Sahadaki futbolcunun ruhsuzluğu, hocanın yetersizliği, yöneticinin vurdumduymazlığı elbette takımın imajını olumsuz etkiler. Ancak insanlar nihayetinde taraftarın nabzına bakarlar. Taraftarın yaptıkları kulübün imajını bağlar. Kulübün algı yönetiminde en temel argümanı taraftarıdır.
Örneğin bir futbolcu sahada açıkça nefret ya da ırkçılık sayılan bir suç işlediğinde bu ayıp esasen futbolcunun sayılır. Buna destek veren yönetim olursa bu daha büyük bir ayıptır ve bunun suçu da kulübe değil, yönetime yazılır. Ancak böyle bir suçu tribündeki taraftar sahiplenirse, işte bu kulübün tarihinde kara bir leke olarak yerini alır.
Bereket ki bu son söylediğimi, yani ırkçılık suçunu, Türkiye’de hiçbir kulübün taraftarı onaylamamıştır.
Demek ki taraftar kulübün aynasıdır.
Taraftarın takındığı her tavır tüm futbolseverler tarafından dikkatle izlenmektedir ve takımın imaj hanesine itinayla yazılmaktadır. Çünkü taraftarın kitlesel olarak yaptıklarından geri dönüş olmaz. Yapılan yanlış, binlerce özür dilense de kulübün yakasına yapışır kalır.
Taraftarını kontrol edemeyen, ona yön çizemeyen, onu başıboş bırakan, onu çaresiz ve üzüntüleriyle baş başa bırakan kulüpler, profesyonel olduğunu söyleyen ruhsuzların elinde oyuncak olurlar. Algıyı yönetemezler.
Örneğin; Trabzonspor seyircisinin toplumdaki imajı nasıldır?
Haksızlığa dayanamaz. Haksızlık karşısında rahatça kontrolden çıkabilir. Fanatikleşebilir. Haksızlık karşısında kanun da tanımaz. Kanunların onu frenleyeceğinin farkındadır. Ancak iyi oynayıp kazanan bir takımı da tribüne çağırır ve alkışlar.
Sahada kendisi lehine bir haksızlık görürse morali bozulur; o maçtan ya da takımın aldığı galibiyetten keyif almaz.
Bir de futbolcudan beklentileri vardır: Takım kim olursa olsun onu küçümsemeden, hor görmeden asilce oynamak. Kendisinden güçlü görünen takımlara karşı teslim olmamak, elinden geldiği ölçüde direnmek, yenilgiyi bile asaletini koruyarak yaşayabilmek.
Sahada futbolcuların insan olduklarının unutulmaması... Sakatlıkla gol arasında tercih yapmak zorunda kalındığında, önce insanı düşünmesi.
Trabzonspor taraftarı, yukarıda sayılan değerlerine saldırıldığında kolayca tahrik olabilir. Fanatik imajımızın varlığı uğradığımız haksızlıklarla ilgilidir.
2010-2011 sezonunda Türkiye’nin bir başka kulübünün elinden göz göre göre şampiyonluğu böylesine aldatmacı yöntemlerle alınsaydı ve bu da mahkeme kararlarıyla teyit edilseydi, siz fanatizmin nasıl bir şey olduğunu görürdünüz.
Trabzonspor seyircisinin önündeki tel örgüler kaldırıldığında spor yazarlarının çoğu bunu büyük bir risk olarak değerlendirmişti. Yıllar geçti; ancak tel örgülerin kaldırılmasından doğan hiçbir büyük olay yaşanmadı.
İşte taraftarın sağladığı olumlu imaj böyle değerlidir.
Taraftarın toplumun değerlerini önemsemesi ve o değerlerle özdeş davranışlarda bulunması kulübün algısında çok önemli bir unsurdur.
Örneğin bazı takımların taraftarlarının, rekabet ettiği diğer takımın uluslararası maçlarında bile yabancı takımı açıkça desteklediğine zaman zaman şahit olmaktayız. Bu durum toplumda imaj kırılmasına neden olmaktadır.
Yine önemli kulüplerimizden birinin kadın taraftarlarının hep bir ağızdan başka bir takıma küfürlü tezahürat yapması da o kulübün toplumdaki saygınlığına ciddi darbe vurmuştur.
Sonuç olarak bir futbol kulübünün ruhu taraftarıdır.
Taraftar, takımın karakterini yansıtır. Ahlaklı, insancıl ve centilmen bir taraftar kitlesiyle fethedilemeyecek hiçbir gönül yoktur.
Öyleyse algı yönetiminde en temel araçlardan biri taraftardır. Yoksa medyada yapılan kısır tartışmalarla imajın korunması mümkün değildir.
Algı yönetiminde ve lobicilikte taraftar gerçeğine devam edeceğim.
Sağlıcakla kalın…
Tekin Küçükali
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?