Bu Taksimi Kurt Yapmaz, Kuzulara Şah Olsa


01.Temmuz.2026  |   46 Görüntülenme    |      |  


Epey zamandır Türk futbolunda yaşanan gelişmeleri takip ediyorum. Hiç yüzüm gülmedi. Hep heyecanlanıyorum, “Evet herhalde şimdi başarıyoruz” diyorum. Sonra sevincim kursağımda kalıyor. Sonuçta başarıya ulaşamıyoruz. Artık sorumluluk hisseden insanların, futbol aşığı insanların sabrı taştı. En son bize futbolu bu denli sevmemizin maliyetini acı ödettiler. Önümüze yüzlerce sayfalık ve binlerce rezillik içeren eklerden oluşmuş koca bir dosya koydular. “Bak futbol sevdalısı saf kardeşim, işte bu futbolun Susurluk’u” dediler.

Futbol 18 kuralı olan, 22 kişi tarafından oynanan, dört hakem tarafından yönetilen bir oyun değil sadece. Futbol bir sosyolojik olgu. Bir psikolojik vakıa. Ekonominin hatta siyasetin bile bir parçası. On altıncı yüzyılda yaşamış bir siyaset bilimci, stadyumların ülke yönetimini nasıl kolaylaştırdığını uzun uzun anlatmış.

Ancak bana göre Türk futbolunun önünde en başta bir hak ve hukuk meselesi duruyor. Devletleri bile çürüten adaletsizlik, Türk futbolunu için için kemiriyor. Türk futbolunun önünde bir ahlak meselesi duruyor.

Şöyle bir düşünelim; sadece kulüplere dağıtılan 400 milyon liralık bir pasta var. Bahis sektörü, transfer ekonomisi ve futbola bağlı diğer ekonomik hareketlilikler… Ortada milyarlarca liralık bir ekonomi var.

Peki bu pastanın malzemelerini kim sağlıyor? Futbolcular ve onları binbir emekle yetiştirenler, yani seyirciler. Futbol seyircisi ne istiyor? Para istemiyor. Pastadan pay da istemiyor. Sadece keyif almak istiyor; güven, adalet ve doğallık istiyor.

Peki tüm nihai sonuçlar seyirci içinse, asıl müşteri seyirciyse, bu kocaman pastadan ona ne veriliyor? Şüphe, kaygı, güçsüzlük, ezilmişlik duygusu, adaletsizliğe uğramışlık, güvensizlik…

Futbola gönül veren Türk seyircisi mazoşist mi? Elbette hayır. Ama ona bu muamele layık görülüyor.

Peki bu ilişki seyircide ne üretiyor? Güçlü olma isteği, hırs, acımasızlık, ayrımcılık, adaletsizlik ve isyan…

Bugüne geldiğimizde elimizde ne var? Küfür, kavga ve kocaman bir dosya.

“Bu taksimatı kurt kurt yapmaz, kuzulara şah olsa…”

Bu adaletsiz ve haksız taksimin arka planındaki yapısal problemleri ortaya koymak gerekir:

1- Türk futbolu eğitim ve ahlak odaklı değildir. Herkes futbolu bir geçim ve iktidar alanı olarak görmektedir.
2- Çürümenin merkezinde adaletsizlik vardır. Federasyon bu yapının dışında kalamamaktadır.
3- Futbol medyası çoğu zaman bu düzenin taşıyıcısıdır.
4- Türk futbolunda ağalık sistemi ve menajer ilişkileri derinleşmiştir.
5- Futbol ağır bir vesayet altındadır; kulüpler “başkan ve adamları” anlayışıyla yönetilmektedir.
6- Oligarşik yapı, katılımcılığı engellemektedir.
7- Sistem içten içe çürümekte, asıl kayıp seyircide yaşanmaktadır.
8- Yerli oyuncular sistem içinde erimektedir; gençler yeterince değerlendirilememektedir.

Tüm bu problemlerin özünde şu soru vardır: Futbolun gerçek sahipleri kimlerdir?

Oyuncular, hakemler, teknik heyet ve seyirciler…

Futbol ekonomisini büyüten kimdir? Yine onlar…

Peki yöneten kimdir?

İşte sorun tam da burada başlar.

Bu büyük ekonomi, aslında kendisine katkı sağlayanlara değil; onları yöneten dar bir yapıya borçlu hale getirilmiştir. Oysa bu pastanın gerçek sahiplerine de adil bir pay verilmelidir. Bu pay yalnızca maddi değil, manevi bir tatmin olmalıdır.

Aksi halde bu oyunu üretenler bir süre sonra bu düzenden sıkılacaktır.


Pozisyon Kabak Gibi Ofsayt!
Ya da Al Gülüm-Ver Gülüm Yönetimi: TFF

Futbol artık büyük bir piyasadır. 200 milyar avroyu aşan bir endüstridir. Bu yapıyı yöneten kurumlar yalnızca ekonomik değil, sosyolojik sorumluluk da taşır.

Türkiye Futbol Federasyonu bir kamu yararı taşıyan özerk kurumdur. Futbol yalnızca kulüplerin değil, tribünde çay servisi yapan annenin de hakkıdır.

TFF’nin temel görevleri; adaletli bir sistem kurmak, rekabeti sağlamak, eşitliği korumak, gençleri ve çocukları futbolun içine sağlıklı şekilde dahil etmek ve tüm taraflara adil yaklaşmaktır.

Ancak mevcut yapı; vesayet ilişkileri, kulüp baskıları ve çıkar ağları arasında sıkışmış durumdadır. Katılımcı ve şeffaf bir yönetim anlayışı oluşmamıştır.

Sonuç olarak Türk futbolu, “al gülüm ver gülüm” düzenine sıkışmış görünmektedir.

Ve bugün futbolseverlerin beklentisi aslında çok nettir:

“Gölge etmeyin, başka ihsan istemez.”


Tekin KÜÇÜKALİ

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?