Yalanda Kim Ölmüş Ki?
Sevgili okurlarım,
Ramazan Bayramı’nın sizlere, ailelerinize, Trabzonspor’umuza, ülkemize ve tüm insanlığa huzur ve mutluluk getirmesini Yüce Rabbim’den diliyorum.
Bugün sizlere çok acı ama yaşanmış bir olayı kısaca anlatacağım.
Olayın kahramanı mı desem, mağduru mu desem… Taka Gazetesi Spor Müdürü Sayın Hamza Mısır.
Sevgili Hamza Mısır kardeşimi eskiden beri iyi tanırım, yakından da takip ederim. En başta şunu söylemeliyim: Tartışmasız şekilde iyi bir hakemdi. Bu ülkede hakkı yenmiştir. Ayak oyunları ve futbol camiasındaki sağlıksız sistem yüzünden tabiri caizse harcanmış önemli bir değerimizdir.
Lobiciliği ne kadar çok ele aldığımızı hatırlayın. Hamza Mısır, Trabzonspor camiasının lobicilikteki başarısızlığının adeta timsalidir. Ama şov yapmaya gelince ağzı olan konuşur. Kuvvetle muhtemel, Cüneyt Çakır düzeyinde başarılara imza atabilecek bir hakemimizken zorla emekli edilmiştir; bunaltılmıştır. O günlerde kendisine kimlerin destek verdiğini ondan daha iyi kim bilebilir?
Beni asıl üzen, Hamza’nın kısa süre önce yazmak zorunda kaldığı “Akıl Tutulması” başlıklı yazısıdır. Trabzonspor camiasında kimin ne olduğuna dair ciddi ipuçları vermektedir. Bu yazıyı mutlaka okuyun. Ben okuduğumda üzülmekten öte biraz da utandım. Zamanında Hamza’ya sahip çıkmayanlar, hatta sahip çıkacak kadar önemli bile olmayanlar bugün ona nasıl destek olduklarını anlatıyorlarmış!
Peki, Hamza’ya bu kadar insan destek olmuşsa neden genç yaşta hakemliği bırakmak zorunda kaldı? Neden baskıyla ayrıldı?
Yalandan kim ölmüş ki… Herkes atıp tutuyor.
Hamza Mısır bugün Trabzonspor’a yorumlarıyla, haksızlıklara karşı eleştirileriyle destek vermeye çalışıyor. Anlaşılan o ki bu eleştirilerden rahatsız olanlar var.
Bizim meşhur bir tabirimiz vardır: “Şark kurnazlığı.”
Şark kurnazlığı şudur: Adam kendi emeğiyle, tırnaklarıyla bir yerlere gelir; bizim ağır abiler hemen başarıyı sahiplenir ve başlarlar hikâyeler anlatmaya…
“Biz onunla filan tarihte şurada çay içmiştik. Benden yardım istedi, ben de hemen hallettim…” diye ahkâm keserler.
Sonra gerçekten o süreci yaşamış kişiye dönüp sorarsınız; meğer anlatılanların hiçbiri yaşanmamış.
Bugünkü Trabzonspor’un bazı yöneticileri de maalesef böyle. Kendilerini eleştiren herkesin üzerinde büyük emekleri varmış da bizim haberimiz yokmuş! Onlar yalanı söyler, biz de inanırız sanıyorlar.
Peki, kendilerinin yönetici olmasında kimlerin emeği vardı? Neden etraflarında küskünler ordusu oluştu? İnsanlar neden uzaklaşıyor? Bu soruları kendilerine sormazlar.
Sevgili okurlarım,
Dostluğun kaynağı samimiyettir. Yalancıdan dost olmaz. Menfaatçiden dost olmaz. Hele hele kumarcı zihniyetten hiç olmaz. Bu tür insanlar insan kazanmayı değil, adam kullanmayı yöneticilik zannederler.
Hamza kardeşimizi de kullanamadıkları için rahatsız oluyorlar. Oysa biz yapılan yanlışları dile getirmekten, taraftarımızla paylaşmaktan sorumluyuz. Bizim ölçümüz Trabzonspor’un menfaatidir.
Bazı değerli arkadaşlar yazdıklarımdan rahatsız oluyorlar. Onlar için de endişeliyim. Olumsuzlukları yazmak, anlatmak elbette hepimizi yorar. Trabzonspor sıkı sıkıya bağlı olduğumuz bir marka. Ancak gördüğüm ve korktuğum şudur ki Trabzonspor adeta acilde solunum cihazına bağlanmış gibidir. Feryadım, figanım budur.
Hâlâ ısrar ediyorsanız şunu derim:
Boş silahtan değil, boş insandan kork. Çünkü şeytan içi boş silahı değil, aklı boş insanı doldurur.
Atalarımız ne güzel demiş:
“Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”
Kalın sağlıcakla…
Tekin KÜÇÜKALİ
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?