Aynı Tas Aynı Hamam
Türk insanı Çanakkale dedi mi yüreği kabarır. Duygusallaşır. İçi içine sığmaz. Tüm başarısızlıklarını ve yenilgilerini unutur. Kendisine ve geleceğine yeniden güven duyar. Toparlanır ve yeniden yola koyulur.
Türk insanı Çanakkale dedi mi ölümü unutur. Şehadetin anlamını kavrar. Mazlumları hatırlar. Ülkesine gavur postalı değmiş bugünkü garibanları hatırlar.
Türk insanı Çanakkale dedi mi hırslanır. Daha çalışkan olur. Kendini daha onurlu hisseder. Yalanın ve düzenbazlığın nihayetinde başarısızlığa, yenilgiye ve hezimete mahkûm olduğunu bir kez daha anlar.
Türk insanı Çanakkale dedi mi 57. Alay’ı hatırlar.
Türk insanı Çanakkale dedi mi öngörüsü, savaş taktikleri ve barış anlayışıyla büyük komutan ve devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ü hatırlar.
Hulasa, Çanakkale dedi mi vatanın bölünmez bir bütün olduğunu, bayrağın namusumuz kadar aziz ve mukaddes olduğunu hatırlar.
Çanakkale 57. Alay’ın destanını yazan bu millete Yüce Allah birliğine ve dirliğine zeval vermesin.
Sevgili okurlarım,
“Ortak Sevdamız” başlıklı yazımızın ardından Orhan rumuzlu bir kardeşimiz bazı eleştirilerde bulunmuş. Bu eleştirilerin bazı bölümlerini sizinle paylaşmak isterim:
“Taraftarın yüzde 90’ı başkanın yanında. Siz ne hikâye anlatıyorsunuz? Bırakın eyyamcılığı da mücadele başlatan başkana sahip çıkın ya da gölge etmeyin yeter.”
“Ortak sevdamız Trabzonspor’dur diyorsun ama nedense hiç inandırıcı değil. Gerçekten Trabzonspor sevdalısı olsanız bu takıma uyum süreci gerektiğini bildiğiniz hâlde sürekli eleştirip yıpratmazsınız. Fenerbahçe’nin yapmış olduğu gibi birlik olmaya çağırırsınız herkesi. Ama siz ne yapıyorsunuz? Tam tersine sürekli yıpratıp başkanı zor duruma düşürmek, taraftarı başkandan soğutmak… Taraftar uyandı, siz de bırakın bu şahsi ego tatmin etme işini. Başkan sayesinde TS büyük kulüp havasına girdi.”
Okurlarım bilir; her zaman eleştirilere açık oldum. Onları görmezlikten gelmedim. İyi niyetimi koruyarak dikkate aldım. Dikkate almadığım da olmuştur. Eğer gerçeklerden uzak bir eleştiri ise onu dikkate almam; ancak cevap vermem gerekebilir.
Orhan rumuzlu okuyucumun eleştirileri de bana göre gerçeklerden uzaktır. Başarısızlığı dile getirmek yıpratmak değildir; erken uyarıdır. Bu uyarılar olmasa belki de bugün küme düşmemeyi konuşuyor olurduk.
Bu takıma herkes, hocalarının talep ettiğinden daha fazla süre verdi. Zaman zaman aynı takıma methiyeler de düzdüm.
Ancak bana her şeyi deyin ama “Başkan sayesinde TS büyük kulüp havasına girdi.” demeyin.
Eğer Trabzonspor’un geldiği noktada büyük kulüp havasına girdiğini söylüyorsanız, ben üzülürüm. Hep birlikte kahroluruz. Bugüne dek verilen emeklere yazık olur. Şehidimizin kanına, taraftarımızın terine, sermayemizin katkısına hakaret olur.
Nasıl bir havadır bu? Yenilgiye doymayan pehlivan havası mı? Etrafında her gün istifa eden insanların olduğu bir kulüp nasıl büyük kulüp havasına girmiş olur? Bu insanlar kimden kaçıyor? Büyüyen kulüpten niye kaçıyorlar?
Büyüyen nedir? Kavgacı bir Trabzonspor imajı mı? Borçlar mı? Ruhsuzluk mu? Eski emektarlarına minnettarlık duymak yerine hakaret etmek mi?
Asıl cümlenin başka bir tarafına üzülüyorum. “Trabzonspor büyük kulüp havasına girdi” demek zaten hastalıklı bir yaklaşımdır. Bu cümleyi sarf eden kişi Trabzonspor’u büyüklüğe aday görüyor demektir; henüz büyük görmüyor demektir. İşte ayrıldığımız nokta tam da burasıdır. Trabzonspor zaten büyük bir kulüptür. Onu önce küçültüp sonra büyüyor gösterenlere karşı söz söylüyoruz.
Bu tartışmanın üzerine herkes hafta sonu oynanan maçı gözünün önünden bir geçirsin. Her şey çok iyi gidiyor, az sabredin diyen varsa ben susacağım.
Ancak bir türlü toparlanamıyoruz. Bu iş sadece futbolcularla ilgili bir mesele değil; ortada ciddi bir yönetim sorunu da var diyenler oldukça biz söz söylemeye devam edeceğiz.
Hani eski bir söz var ya:
Et tekraru fil ehsen,
Velev kâne yüz seksen.
Kalın sağlıcakla…
Tekin Küçükali
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?