Karne Sevinci
1952 yılında köyümüzde henüz okul yokken, köy evlerinden birini okul yaptılar. Üç köyü de bizim köyle birleştirdiler. Ethem Sezgin adında, dünyalar iyisi, Beşikdüzülü bir öğretmen (Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin) köyümüze geldi. Bütün köylünün endişeli bakışları altında haneleri tek tek dolaşarak okumanın faydalarını anlattı.
Bu çaba boşa gitmedi; 44 kişi çocuğunu okula yazdırdı. Okulun hemen bitişiğinde oturan Halit Amca ise kızını okula göndermeyeceğini söyledi.
Bir gün öğretmen, tarlasında çalışan Halit Amca’ya seslendi:
— Ne ekiyorsun?
— Çay fidesi.
— Ne olacak onlar?
— Büyüyünce toplayıp para kazanacağım. Namerde muhtaç olmayalım muallim bey.
Bunun üzerine öğretmen dedi ki:
“Bak Halit Bey, benim 44 tane fidanım var. Bunlar büyüyünce bu ülkeyi idare edecekler. Gel, ısrar etme; ver güzel kızını okula. O da okusun, bu ülkeyi idare etsin.”
Bir an göz göze geldiler. Halit Amca hanımına seslendi…
Ve sınıfımız 45 kişi oldu.
Yıllar geçti. Üçüncü sınıftan dördüncü sınıfa geçmiştik. Bizimle başlayan Turgut son derece tembeldi. Birinci sınıftan ikinci sınıfa ancak geçebilmişti. Karneler alındığında hepimiz sevindik.
Aradan bir yıl geçti. Biz dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçerken Turgut ikinci sınıftan birinci sınıfa düşmüştü. Bu, elbette normal bir durum değildi. Ama Turgut geriye düştüğünü fark etmemiş olacak ki bizimle birlikte karne sevincini yaşadı. “Geçtim, geçtim!” diye bağırarak evine koştu.
Sevgili okurlar, bunları niye anlatıyorum?
Geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen bir turizm fuarında iller kendi aralarında adeta yarıştı. Keşke görmez olaydım. Batman’ın standını, Bayburt’un standını, Artvin’in standını; hele hele Gaziantep ve Diyarbakır’ın tanıtımlarını görünce “Helal olsun.” dedim. İllerini ciddiye almışlar, temsil için yarışıyorlardı.
Yanlarında ise Trabzon, Ordu ve Giresun’un birlikte sıkışmış hâlini görünce mahcup oldum. Yanımda değerli iş insanları vardı. Yüzümden anlaşıldı ki “Üzülme, pas geçeriz.” dediler.
O an köyümüzdeki Turgut’u hatırladım. İkinci sınıftan birinci sınıfa düşüp yine de sevinç yaşayan Turgut gibi hissettim.
Sözüm ona bu üç il “Karadeniz birlikteliği” oluşturmuş. Peki Rize, Artvin ve Gümüşhane Karadeniz ili değil mi? Onların her bir standı bu üç ilin toplamından daha güçlü görünüyordu.
Bizi bu hâle düşürenlere yazıklar olsun. Düzenleyenlere hodri meydan diyorum. Her zeminde, her yerde tartışırım. Trabzon’u bu kadar kimse kötü tanıtamazdı.
Trabzon’u tanımayan mı var? Milattan önce de vardı, şimdi de var. İstanbul’dan sonra 81 il içinde en çok bilinen vilayetlerden birine bu mu reva?
Şahsen söylüyorum: Beni bu kadar utandıranlara ne dünyada ne ahirette hakkımı helal etmeyeceğim.
Trabzon, bu Karadeniz illerinin genel adıdır. Trabzon tek başına bir markadır. Gurbette olanların hasreti, duygusu tarif edilemez.
Trabzonlu olmaktan gurur duymaya gelince öne atılanlar; sloganımızı diline dolayanlar; Trabzon’un değerini, ekmeğini, yağını satarak hüküm sürenler… Gözlerim sizi orada aradı ama göremedi.
Buradan isyanımı ve şikâyetimi etkili ve yetkililere duyuruyorum.
Siz duymazsanız bilin ki feryadımı Yüce Rabbim duyuyor.
Sağlıcakla kalınız…
Tekin Küçükali
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?