Kenefsizler
Yeni yıla oldukça heyecanlı bir haberle girdik. Nasıl mı?
Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) Genel Sekreteri Sayın Çetin Oktay Kaldırım Bey’in 02.01.2015 tarihli Taka Gazetesi’nde yer alan açıklamalarını okuyunca heyecanlandım.
Sayın Kaldırım adeta döktürmüş. “Çay Vadisi” ve “Çay Adası” projelerini anlatmış. Özetle;
“Çayda dünya üretiminde 5. sıradayız. Kalite, ihracat, AR-GE, inovasyon ve altyapı çalışmalarıyla daha yüksek katma değerli ürünler geliştirmemiz gerekiyor.” demiş.
Kendi kendime sordum: Bu işleri yapacak kurumların mevcut durumunu hiç incelediler mi? Mesela Çaykur ile bu hedefler nasıl gerçekleştirilecek?
Size ÇAYKUR’un hâl-i pür melalini kısaca anlatayım.
2013 yılında kurumun faaliyet giderleri 238.885.064,08 TL. Bunun 28.222.227,30 TL’si genel müdürlük (merkez) gideri. Promosyon (takvim, defter vb. ücretsiz dağıtılan ürünler) için harcanan tutar ise 139.491.661,19 TL.
AR-GE için ayrılan miktar ne kadar biliyor musunuz? Sadece 3.477.125,59 TL.
Ülkemizde Koç Holding bünyesindeki tek bir otomotiv markasının AR-GE departmanında yüzlerce mühendis çalışıyor.
ÇAYKUR’un önce, iki yüz bini aşkın ortağıyla barışması gerekir. Çiftçinin en temel ihtiyaçlarını karşılaması gerekir.
Sayın Kaldırım, iyi niyetle çaba gösterdiğinizi biliyorum. Ancak size çok vahim bir örnek vereyim:
ÇAYKUR’a çay teslim eden ya da sıra bekleyen insanların tuvalet ihtiyacı olmaz mı? Kadınlarımız yağmurda, çamurda bu ihtiyacı nasıl gideriyor? Bu ilkel duruma isyan ediyorum. Çünkü kenefsizlerden işletmeci olmaz. En sıradan kahvehanede, cafede bile bu ihtiyaç için yer vardır; yoksa ruhsat alamaz.
Makamların büyüklüğü değil, yüreklerin duyarlılığı önemlidir. Güleriz ağlanacak hâlimize…
Bu sıralar Trabzonspor’u yakından tanıyan, geçmişte yöneticilik yapmış isimler açıklamalar yapıyor. Ortak kanaat şu: Kulüp telafisi zor bir noktaya doğru hızla sürükleniyor.
Sürekli borçlanarak transfer yapıyoruz. Futbolcular sahaya çıkıyor ama verilen sözler tutulmadığı için performans gelmiyor. Transfer var; planlama yok. Başarı ise ortada yok. Tam anlamıyla bir iflas politikası.
Altyapıdan oyuncu yetiştirme anlayışı neredeyse terk edilmiş durumda. Barış Memiş vakası bunun en çarpıcı örneğidir. İddia ediyorum: 16 yaşına kadar Messi’den birkaç gömlek üstün bir yetenekti. Başarıları saymakla bitmezdi.
Daha çocuk yaşta, kötü örnek teşkil eden bir futbolcuyla aynı odaya konuldu. Takip edilmedi. Genç bir yetenek, ne olduğunu anlayamadan kendini alt liglerde buldu. 16 yaşına kadar verilen emeğin vebalini kim ödeyecek?
Türk futbolu da iyi yönetilmiyor. 2002 yılında Türkiye Millî Futbol Takımı dünya sıralamasında ilk 10 içindeydi. Bugün ise 49. sırada.
Büyük paralar ödediğimiz, hak etmediği unvanlarla yücelttiğimiz isimler Türk futbolunu geriye götürüyor. O dönemin teknik kadrolarının katbekat üzerinde maaş alan yöneticilerle başarı gelmiyor.
Türk futbolunu batırmak için illa bu kadar para mı harcamak zorundayız? Bu talana “dur” diyecek bir yetkili yok mu?
Görünen o ki bizde başarı değil, başarısızlık ödüllendiriliyor. Böyle olunca da başarısızlık devam edip gidiyor.
Kalın sağlıcakla…
Tekin Küçükali
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?