Sevdamız Azalmasın
Sevgili okurlarım,
Herkesin bir takım sevdası vardır. Elbette bizim sevdamız da Trabzonspor’dur. Ne başkanlar ne yöneticiler bizim sevdamız olmuştur, olamaz da. Onları ancak sevdamıza güzel hizmet ederlerse severiz.
Taraftarlar olarak dikkat etmemiz gereken en önemli husus şudur: Başkanlar veya yöneticiler yüzünden birbirimizi kırmamalıyız. Yanlış ve kötü yönetimi açık bir dille ifade etmeliyiz; ancak bunu yaparken birlik duygumuzu zedelememeliyiz.
Geçmişten bugüne onlarca başkan, yüzlerce yönetici geldi geçti. Kimi hizmet etti, kimi edemedi. Faydalı işler yaptıklarında övdük; hatalı işler yaptıklarında tepki gösterdik. Görevleri bittikten sonra da kendilerini yaptıkları hizmet kadar hatırlayalım. Ama mevcut yönetimin yanlışlarını sevdamız adına hep birlikte dile getirelim.
“Artık taraftar gelmiyor.” diyorlar. Beşiktaş karşısında o kadar aciz bir görüntü verdik ki uzun süre tribünlerin boş kalacağından korktum. Çünkü taraftar istikrarsızlıktan bıktı. Yine de Çaykur Rizespor maçında kimsenin beklemediği kadar destek vardı.
Lütfen, yaşananlara bakıp Trabzonspor sevdamız ve heyecanımız azalmasın.
Maça bakıyorum; Rizespor canını dişine takmış oynuyor, 115 kilometrenin üzerinde koşuyor. Bizimkiler ise isteksiz, kafası karışık. Yarısı oynuyor, yarısı sahada geziniyor. Bazıları yarım saat sonra ayakta zor duruyor. Önceki teknik adama 10 haftayı feda ettik; sezonun ilk yarısını da bu şekilde tamamlayacağız gibi görünüyor.
Sonuç ne? En iyi ihtimalle dördüncülük ve UEFA’ya gitmeyi başarı saymak.
Demek ki iyi yönetim sadece transfer yapmak değildir. Futbolcusundan tesis sorumlusuna kadar herkesi istikrar içinde, planlı ve kararlı bir şekilde yönetebilmek asıl meseledir.
Her şeye rağmen Trabzonspor için taraftar 13. adamdır. Hakemimiz yok, lobimiz yok, yönetim zayıf… Bir de taraftar takımı yalnız bırakırsa daha kötü günler görürüz.
Bu haftanın en umut verici olayı ise Türk futbolunda bir istifanın yaşanabilmiş olmasıdır. Yanlış varsa, o işin patronu sorumluluğu almalı ve görevi bırakmalıdır. Türk futbolunun üzerindeki kara leke böyle temizlenir.
Çaykur meselesinde nerede kalmıştık?
Sorularımıza hâlâ tatmin edici bir cevap yok. Açıkçası böyle bir beklentim de yok. Yazılarımın başında da belirtmiştim: Ben bir çay üreticisiyim. ÇAYKUR bugüne kadar kendi üreticisini ne kadar dikkate aldı ki benim yazdıklarımı dikkate alsın?
Yazdıklarım gerçektir. Geçen hafta sorduğum sorulara cevap vermek yerine “ÇAYKUR’u yıpratmak istiyorlar.” safsatasına sığınılıyor. Doğrular yazılmaya başlayınca en kolay yol budur.
Bakınız, 2013 yılında pazarlama gideri olarak 207.185.661,19 TL harcanmıştır. Evet, harcanmıştır.
Bunun 139.491.286,88 TL’si promosyon (çanta, bardak, kupa, anahtarlık vb.) olarak harcanmış mıdır? Maalesef evet.
Zarar eden bir kuruluş böyle bir harcamayı hangi ticari akılla yapar? Bir üretici olarak soruyorum.
ÇAYKUR’un bilinmeye mi ihtiyacı var? Bu harcamalarla yurt dışı satışlarda büyük bir sıçrama mı sağladık? Marka oluşturmayı çanta dağıtmak sanan bir anlayışla nereye kadar gidilebilir?
Şu çay çiftçisine biraz acıyın lütfen…
Kalın sağlıcakla…
Tekin Küçükali
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?