İfrattan Kaçıp Tefrite Düştük
Sevgili okuyucularım,
Son birkaç haftadır spor yazılarına ara verip Trabzon şehrimizin kanayan yaralarına parmak basmaya gayret ettim. Çay dedim, fındık dedim; kalıcı çözüm arayışları gerekiyor diye vurguladım. Üreticimizin göz bebeği ÇAY-KUR’un düzelmesi adına bazı eleştiriler getirdim.
Birilerini rahatsız ettiğimi görmek hoşuma gitti. Baktım ki üreticimiz, köylü kardeşimiz yazılarımızdan memnun. Rahatsız olanlar ise 1950’lerden kalma kantarlarla yoluna devam etmek isteyenler.
Demek ki doğru iş yapmışım, dedim kendi kendime.
Bir yandan üreticinin problemlerini dile getirirken diğer taraftan göz bebeğimiz Trabzonspor’u takip etmeye devam ettim elbette. Yeni hocamız iyi futbol için kendisine bir zaman tayin etmişti; ben de buna saygı gösterip sabırla bekleyeyim dedim.
Geçen hafta çok kötü bir futbolla Kardemir Karabükspor’a yenilince doğrusu sabrım bayağı zorlandı. Ancak direndim ve bekledim. Bu hafta altı hafta tamamlandı. Hoca kendisine sekiz haftalık bir süre vermişti. Altıncı haftada takıma baktığımda, iki hafta sonra iyi futbol oynanabileceğine dair açık bir işaret göremedim.
Mersin İdman Yurdu 10 kişi kalmasa aynı tas aynı hamam devam edecektik. Şansımız varsa berabere bitirebilirdik. Orta saha istenilen düzeyde değil. Gol ise neredeyse en son düşündüğümüz mesele.
Taraftar hayal kırıklığı yaşıyor. Hâlâ sabırla toparlanmayı bekliyor. Umut, taraftarımızın ekmeği.
İki sene önce Fenerbahçe’yi dize getiren takım bugün toplam değeri mütevazı bir kadroya sahip Hacettepe karşısında zorlanıyor. Dün bir futbolcusu milyonlar eden takımın bugün toplam değeri tartışılır hâle geldiyse, bunun hesabını kim verecek?
1461 Trabzon adeta çakılan bir asansör gibi aşağı indi. Yazık değil mi?
Hadi “yazık” demeyi bir kenara bıraktınız; Trabzonspor’un altyapısını da mı önemsemiyorsunuz? Bu yapıdan yukarıya futbolcu gelmez. Sonra yüksek bedellerle transfer yapar, kulüp doktorlarını sakat oyuncularla meşgul edersiniz.
Daha iki yıl önce neredeyse Süper Lig’e çıkan bir yedek takıma sahiptik. İki takım arasında futbolcu geçişleri oluyordu ve bunun avantajlarını kullandık. Yusuf, Mustafa, Fatih gibi oyuncular bu sistemin ürünleriydi.
Tamam, iki takım birden Süper Lig’de olmasın; ama diğerini de yerin dibine batırmayalım. Bu kulüpler ciddi ekonomik ve sportif değer taşır. Bu kadar geriye düşmüş bir yapıdan fayda sağlamak da zorlaşır.
Birileri “vur” dedi, yönetim 1461 takımını adeta işlevsiz bıraktı. Dün altyapıya önem verdiğini söyleyenler, sıkışınca çareyi yüksek maliyetli transferlerde buldu.
Bu dengesiz yönetim tarzı temel problemleri erteleyebilir; fakat çözümü daha da zorlaştırır.
Taraftarımız ise passolig uygulamasının yaydığı ruhsuzluk havasını solurken, kötü futbolla birlikte iyiden iyiye umutsuzluğa sürükleniyor.
Bu arada şanssız bir sakatlık yaşayan Onur kardeşimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Sakatlıklar futbola özlem yaratır; özlem de yeni heyecanlar doğurur. Onur’un daha güçlü bir heyecanla geri döneceğine yürekten inanıyorum.
Kalın sağlıcakla…
Tekin KÜÇÜKALİ
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?