Balık Baştan Kokar


24.Haziran.2026  |   19 Görüntülenme    |      |  


Türkiye’de futbol düzelmek yerine her geçen gün biraz daha kötüye gidiyor. Hakemler her zamankinden daha fazla ve daha acımasızca eleştiriliyor. Futbolcular her zamankinden daha fazla terbiyesizce hareketler yapıyor. Teknik adamlar her zamankinden daha ilkesiz ve kaçamak güreşmeyi seviyor. Siyaset ise her zamankinden daha fazla futbolu kendi kontrolünde tutmaya özen gösteriyor.

Benim her zaman yürekten inandığım bir söz vardır: “Balık baştan kokar.” Tüm bu dağınıklığın ve içler acısı durumun müsebbibi yöneticilerdir. Hele bu korlanmış ateşe menfaatleri için kuru fındık odunu atan siyasiler yok mu? Onların sayesinde Türk futbolundaki yangın bacayı sarmış durumdadır.

Paranın esir aldığı futbolumuz kirlendi ve şiddetin de esiri oldu. Bakın kaç yıl oldu, “Kupa da kupa” diyoruz. “Kupayı şu getirecek, bunu başkan yapalım” derken Trabzonspor taraftarında büyük bir inançsızlık oluştu. Herkes, kupa meselesinin bir şekilde menfaat devşirmek için kullanıldığını anlamaya başladı.

Ben Türk futbolunda yaşanan bu çürümüşlüğü ve sahipsizliği, toplumun genel anlamda yaşadığı çürümüşlüğe bağlıyorum. Tam bir tüketim toplumu olduk. Herkes her şeyi tüketmenin peşinde. Tüketirken de hava atmanın derdinde. Böylesine gösterişe teslim olmuş ve üretmeyi unutmuş bir toplumu yeniden nasıl ayağa kaldıracağız?

Düşünün; bir futbol takımı açıkça haksızlığa uğramış, ancak hakkını istediğinde birileri çıkıp bu hak arayışını bile ranta dönüştürüyor. Ahlakı, değerleri, hatta basit bir kelimeyi bile kullanıp atmanın peşindeyiz.

Mesela “kupa, kupa” diye diye kupa hakkımızı alma heyecanını bitirdik. Artık bu söylem beş para etmiyor ve bu yüzden de gündemden düşüverdi. Bakıyorum Trabzonspor camiasına bir sessizlik çöktü. Elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi boynunu büktü.

Trabzon’un kendini uyanık zanneden bazı yöneticilerinde ise büyük bir telaş var. Bu taraftarın önüne onu meşgul edecek ne koyabiliriz diye kara kara düşünüyorlar. Çünkü kupa söylemini tükettiler. Büyük bir taktik hatası yaptılar.

Bizim kupa konusunda muhatabımız ne Fenerbahçe’dir ne de Sayın Aziz Yıldırım’dır. Adres açık ve nettir. Kimse kimseyi kandırmasın. Futbol Federasyonu’na açıkça denmelidir ki: “Kupada adaletli ol.” Eğer adalet varsa, karar da gecikmez.

Demek ki bazıları için amaç kupayı geri almak değilmiş. Asıl amaç, bu kargaşa üzerinden kendilerine meşruiyet alanı oluşturmaktı.

Ancak hiç kimse unutmasın ki üç beş seyirciye stadyumda lehe tezahürat yaptırmakla futbolda meşru olunmaz. Bu geçici bir hayaldir. Futbolda kalıcı olmak isteyen yöneticiler tüketen değil, üreten olmak zorundadır.

Futboldaki ahlaki çöküşe daha önce de dikkat çekmiştim. Futbolumuzun ciğerinde kanser var ve hızla yayılıyor. Herkes azgın bir kurt gibi içten içe futbolumuzu kemiriyor. Para için, başarı için her türlü haksızlığı ve ahlaksızlığı meşru görmeye başladık.

Futbolun başına umutla baktığımızda orada da korkunç bir dağınıklık görüyoruz. Daha dün bir federasyon yöneticisi istifa etti. Sonra etti mi, etmedi mi anlayamadık. İstifa müessesesini bile tüketen bir anlayışla karşı karşıyayız. İstifa ettiysen ettin. Allah yolunu açık etsin. Geri dönmek ne demektir? İstifa bir tercihtir, erdemli bir duruştur.

Sözün özü; Türk futbolunda samimiyet kalmamış. Para ve çıkar ilişkileri futbolumuzun iliğini kurutmuş durumda.

Sonuçlara bakalım:

Koca Samsun şehrimizin Süper Lig’de takımı yok. Adana gibi büyük bir şehir Süper Lig’e çıkmak için dağlar devirmek zorunda kalıyor. Futbol geçmişiyle övündüğümüz İzmir’in Süper Lig’de temsilcisi yok. Trabzon gibi bir futbol devi kurtlar sofrasında mücadele ediyor. Antalya’nın takımı ayakta kalmakta zorlanıyor. Diyarbakır’ın Süper Lig’de yer alamamasının vebali kimindir? Ya Malatya, ya Ordu?

Futbolumuzu tüm değerleriyle birlikte tüketiyoruz. Bir gün futbol denizi kuruduğunda ne demek istediğimi daha iyi anlayacağız.

Bana gelince…

Kupa hakkımızı istismar edip onu sadece bir hayale dönüştürenlere yazıklar olsun diyorum.

Balığın başından vazgeçtim, kuyruğu da koktu.

Kalın sağlıcakla...

Tekin KÜÇÜKALİ

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?