Gömleğin Birinci Düğmesi


24.Haziran.2026  |   19 Görüntülenme    |      |  


Sevgili okurlarım,

Bilim insanları uzun yıllardır birçok konuda araştırmalar yapar, tartışırlar. Kimi zaman ortak bir noktada buluşurlar, kimi zaman ise sonuçlar tarafları tatmin etmez. İşte bunlardan biri de yıllardır dilden dile anlatılan meşhur kurbağa deneyidir.

İsterseniz hafızalarımızı birlikte tazeleyelim.

1869 yılında Alman psikolog Friedrich Goltz, kurbağalar üzerinde bir deney gerçekleştirir. Önce beynini aldığı bir kurbağayı kaynar suyun içerisine bırakır. Kurbağa hiçbir tepki vermez ve kısa süre sonra ölür.

Daha sonra beynine müdahale edilmemiş bir kurbağayı aynı şekilde kaynar suyun içine koyar. Bu kez kurbağa anında tepki verir ve olağanüstü bir gayretle bulunduğu ortamdan kurtulmaya çalışır.

Aradan üç yıl geçer.

1872 yılında Heinzmann isimli araştırmacı farklı bir yöntem uygular. Bir kabın içerisine ılık su koyar ve kurbağayı yavaşça suyun içine bırakır. Kurbağa suyu sever. Ortamdan rahatsız olmaz. Hatta bulunduğu yere alışır.

Daha sonra kabın altındaki ateş yakılır.

Su yavaş yavaş ısınmaya başlar. Kurbağa başlangıçta bu değişikliği önemsemez. Isı biraz daha yükselir, yine tepki vermez. Suyun sıcaklığı kaynama noktasına ulaştığında ise artık iş işten geçmiştir. Kurbağa bulunduğu ortamı terk edecek gücü bulamaz ve haşlanarak ölür.

Bu hikâye bana hep şu sözü hatırlatır:

"İnsanlar da yemle yakalanan balıklar gibi, bazen zevke ve rehavete kapılarak kötülüğe sürüklenebilirler."

Sevgili okurlarım,

İstanbul'a yerleştiğim yıllarda gurur duyduğum üç büyük değerim vardı.

Birincisi; bu ülkeyi en az canım kadar seven bir Türk evladı olmaktı.

İkincisi; evrensel kuralları ve hukuku özünde barındıran bir dinin mensubu olarak Müslüman olmaktı.

Üçüncüsü ise doğruluk, adalet, namus ve şeref denildiğinde akla gelen; mazlumun yanında, zalimin karşısında dimdik duran insanların şehri olan Trabzonlu olmaktı.

İnanın bana, yürürken sadece ayaklarım yere basmıyordu. Değerlerimle yürüyordum.

Bugün ise samimi bir itirafta bulunmak istiyorum.

Aklım da gönlüm de son derece karışık.

Neden mi?

Çünkü insan değer verdiği şeylerden hesap sorar. Değer vermediği şeylerin ise sadece hatırını sorar.

İşte benim endişem burada başlıyor.

Acaba biz nerede hata yaptık?

Acaba değerlerimizi korumakta yeterince kararlı olabildik mi?

Acaba bize emanet edilenleri gerektiği gibi sahiplenebildik mi?

Yoksa farkına varmadan gömleğin birinci düğmesini yanlış mı ilikledik?

Çünkü gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, sonrakilerin doğru olmasının hiçbir anlamı kalmaz.

Kalın sağlıcakla...

Tekin KÜÇÜKALİ

Bu yazı daha önce Taka Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?